1
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
16
Okunma
Sabah daha uykudadır,
sokakların lambaları yanar hâlâ.
Bir serinlik iner şehrin üstüne,
geceyle gündüz arasında
ince bir çizgide yürür insanlar.
Güneş doğmadan çıkar evden biri,
cebine birkaç kuruş,
yüreğine çocuklarının yüzünü koyar.
Kapıyı sessiz kapatır,
uyandırmamak için evdekileri.
Bir kadın pencereden bakar,
bir adam metro durağında ellerini ovuşturur.
Fabrikanın kapısı açılmadan
onların günü başlamıştır bile.
Henüz kuşlar bile
güneşi beklerken
onlar çoktan yollardadır.
Çünkü bazı insanların
güneşın doğmasını bekleyecek vakti yoktur;
ekmek bekler onları,
kira bekler,
çocukların okul çantası,
evde bitmiş süt bekler.
Ve şehir,
onların ayak sesleriyle uyanır.
Birileri sıcak yatağında
perdeyi aralayıp
“Ne güzel bir sabah,” der belki.
Oysa sabahın güzelliğini
en iyi onlar bilir;
elleri soğuktan üşürken
ve nefesleri buhar olurken
güneşin ilk ışığını
alın terlerinde taşırlar.
Güneş birazdan doğacak.
Ama bilmez kimse
ondan önce doğanları.
Onlar,
günün ilk ışığından önce
yola çıkanlar...
Şehrin görünmeyen insanları,
ekmeğin sessiz kahramanları.
Akşam olduğunda
yorgun dönecekler yine.
Ve çocukları soracak:
“Baba, güneş ne zaman doğdu?”
Baba gülümseyecek.
“Ben görmedim,” diyecek belki,
“işteydim.”
Çünkü bazı insanların
güneşi seyretmeye değil,
güneşi karşılayacak hayatı kurmaya
ömrü yetiyor.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.