0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
22
Okunma
Biz o heybetli dağların rüzgârıyla büyüdük;
toprağın sadakatini bilirdik, ekmeğin kutsallığını,
pınarların en berrak aktığı yeri...
Bir tek tahta bavula sığdırdık çocukluğumuzu;
anamın dualarla sakladığı tülbendi,
babamın nasırlı ellerinin helal izini koyduk içine.
Sonra gurbetin yutan o amansız tozuna çarptık yüzümüzü.
Yaylaların kekik kokan serinliğini, masmavi gökyüzünü,
o gürültüsüz, tertemiz sabahları bıraktık geride...
Ödünç aldığımız şeyse;
ruhsuz, soğuk ve kibri göğe uzanan beton yığınları oldu.
Şimdi kör binaların karanlık gölgesinde kaybettik izimizi;
ne zaman sılamın kokusu burnuma gelse,
göğsümün tam ortasına kor bir ateş düşer, nefesim kesilir.
Buralarda zaman bir cellat gibi akarmış
meğer, insan insana kurt gibi bakarmış.
Gülüşler maskeli, selamlar pazarlıklı,
dostluklar ilk rüzgârda yıkılacak kâğıttan birer kuleymiş.
Oysa biz dostun kapısını çalmadan girer,
soframıza oturanı canımıza taç ederdik.
İşte bu taş gurbetin koynunda kime elimizi uzattıysak,
kime saklanıp yüreğimizi açtıysak tuttuğumuz dal elimizde kaldı,
güvendiğimiz dağlara kar yağdı.
Meğer bu şehrin insanı da, kaldırımı da,
havası da birer ısırgan otuymuş;
Dokunduğun an yakar canını, iz bırakır yüreğinde,
söküp atamazsın sızısını ne gece ne gündüz.
Gözümün önünde cereyan eder bu kahpe oyun:
Bir yanda alnının teriyle helal rızık arayan,
evine bir dilim kuru ekmek götürürken başı dik
ama boynu bükük kalan namuslu adamlar...
Diğer yanda edebi, hayayı ayaklar altına almış,
haramla beslenip şerefini ucuza satanların sürdüğü o fiyakalı saltanat.
Baktıkça bu bozuk düzene, baktıkça bu vicdansız çarkın dişlilerine;
Alev alır beynim, kan çekilir damarlarımdan,
ciğerim tutuşur da avuçlarımı kanatana kadar susarım.
Suskunluğum çaresizlikten değil ey yar,
suskunluğum bu kirli dünyaya duyduğum en büyük nefrettir!
Derken bir hatıra fırtınası kopar, vurur şakaklarıma o eski günlerin kokusu...
Dam üstünde rüzgârla savrulan samanın tozu, bakraçta mayalanan süt,
Komşunun ocağından tüten duman,
helal bir lokmayı bölerken yüzlerde açan o sıcacık tebessüm...
Aklıma her gelişinde o temiz sevdalar, içimde sönmez bir yangın başlar;
ne gurbetin yağmuru söndürebilir o ateşi ne de devrilen yıllar.
Biz toprağımızın şefkatli koynundan söküldük bir kere;
buralarda birer sürgün, kendi öz yurdumuzda ise müebbet birer hasretiz artık.
Sen herif, beni bu sahte ışıkların altında,
bu vefasız sokakların ortasında yapayalnız bıraktın ya!
Varsın yansın ellerim bu ısırgan otu memlekette,
Varsın kanasın yaralarım, varsın dizlerim dökülsün bu yollarda...
Ben yine de o namert sofralara diz çökmeyeceğim, başımı öne eğmeyeceğim!
Bu hüzün benim lekesiz şerefimdir,
bu isyan da gurbetin bağrına saplayacağım en son çığlığım olsun!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.