3
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
59
Okunma
Varlığının şüphesi dahi kalmamalı geride
Sanki hiç gelmemişsin gibi bu kente
Hiç var olmamışsın gibi sessizce
Gitmek, boynunun borcu olsun öylece
Ya da bırak, kalsın anın bir ömür boyu
Muamma da olsa bir şeyler kalsın senden
Rüya mısın gerçek mi, sorsun içimin kuyusu
Tereddüt edip durayım geçtiğin yerlerden.
Ya da ver elini, gidelim cehenneme kadar
Ben kendi harımla yanmam senin için
Ama bil ki içimi sen yandığın an yakar
Sevgimden mi, nefretimden mi? Sen seçin...
Şiir hüzün meyvesidir; geceye meydir artık
Gönül kapısında inleyen bir neydir
Şehrim kurşun kurşun, göğüm ıslak ve yırtık
Mavilerden beyaza dönen o garip şeydir.
İstanbul’um damla damla eriyor baharımda
Bir fırtına kopuyor renksiz Beyoğlu’nda
Kıştan kalma bir sıcak dolanıyor sokaklarda
Ve bir çocuk duruyor zamanın kollarında.
Bir elinde pamuk şekeri, tatlı bir yalan
Üzerinde yamalı bir pantolon, cebi bile yok
Zaten cebine koyacak başka bir eli de yok
Kolaydır baharda üşümek, yalnız kaldığın an.
Kolaydır üşümek... Tutacak bir elin yoksa eğer
Mavi Camii önünde bir bayram sabahı
Evvel girmenin telaşı vurmuş yüzüne
Yine o çocuk, yine o masum günahı,
Pamuk şekeriyle bakıyor dünya gözüne
Eskiciden alınma, sandalet denmez o bağa
İnce adımları altında ezilip gidiyorlar
Darmadağın gözleri, alev alev bir doğa,
İçine güneş düşmüş gibi, renksiz parlıyorlar
Geleni gideni çoktur bu yedi tepenin
Caddeleri İstanbul içinde bir başka İstanbul
Ama dilinde inleyen o name, sahibi o yetimin:
"İki tane alana, bir tane de benden hediye!
Rengarenk bir çocuk gülümsemesi yükselir
Başbozuk, evsiz ve yetim İstanbul’dan...
YEŞİLIRMAK
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.