1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
101
Okunma
“Parayla saadet olmaz,” dediler;
bunu en çok
parası olanlardan işittim.
Ben sustum.
Çünkü yokluğun karşısında
insan, bazen fikrini değil
cebindeki sessizliği savunur.
Parasız saadet neymiş,
tatmadım, bilemem ki.
Belki akşamüstü ışığıdır
çatısı akan bir evin camında;
belki açken kokusu gelen
başkasının sofrasıdır.
Gökyüzü bedava, dediler.
Doğruydu.
Lakin göğe bakmak için bile
başını kaldıracak hâl gerekir.
Aşk her şeye yeter, dediler.
Sevdim.
Fakat sevdiğim üşüdüğünde
bir mısrayı omzuna örtemedim.
Kelimeler güzel şeylerdi,
ama kışın
hiçbiri kömür kadar yanmıyordu.
Para mutluluk getirmezmiş.
Getirmesin.
Yeter ki yokluğu
her sabah kapıyı çalıp
evin en başköşesine kurulmasın.
Ben saadeti
uzaktan gördüm birkaç kez:
bir çocuğun elinde yeni bir ayakkabı,
bir sofrada eksiksiz tabaklar,
bir adamın hesap istemeden
kalkabilmesi gibi.
Elimi cebime attım;
cebim,
benden daha mahcup çıktı.
Şimdi bana
parasız saadeti anlatmayın.
Ben parasızlığı tattım;
tadı, ekmeğin yokluğu değil yalnız,
insanın kendinden
azar azar eksilmesiydi.
Bir gün param olursa
saadeti satın almam.
Yalnız karşısına geçip sorarım:
“Bunca yıl neden gelmedin?”
Belki cevap vermez.
Belki de gülümseyip
ceplerime bakar.
İşte o vakit anlarım:
Saadet kör değildi;
yalnız
yoksulları görmekte
biraz isteksizdi.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.