2
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
182
Okunma

Ey aşıklar...
Bağrı hicran ateşiyle dağlanmışlar,
Bir serap ülkesinde, gölgelerin ardına bağlanmışlar...
Geçildi o kor yollardan, diz çöktü nihayet beşer,
Anlaşıldı
batınen sarmayan ne varsa, ruhu deşer.
Sadakati kendinden menkul, sığ kıyılarda gezen eller,
Bir arı misali her çiçekte yalan dokuyan diller...
Sevgi açlığını nefsin karanlık kuyusunda boğanlar,
Hakiki güneşi sönmüş, sahte şafaklara doğanlar..
Bilinsin ki,
kalp Çalab’ın tahtıdır, uluorta serilmez,
O mukaddes saraya sırrı bilmeyen, dokunamayan girmez.
Yürek, mutlak tecellinin o gizli mahremidir,
Kilidi yakuttan dövülmüş, zaman dışı bir lütuf demidir.
Göklere çıkarılan o sığ sevdalar, o ölümlü canan,
Ruhun ona üflediği ulu mânâ kadar parıldar ancak.
Yüklenen o mukaddes değerden ibarettir o can,
Sırça ayna çekilince aradan, geriye kuru bir serap kalacak.
Şimdi yüzü deruna çevirme vaktidir sükûtla,
Göz göze gelme vaktidir içteki o yetim çocukla.
Okşanır ruhun kuytusunda ağlayan o küçüğün saçları,
Sessizce dindirilir kalbin o kadim, o derin açları.
Dışarıda fırtına koparken, kendine geç kalmış bir menzilde,
Bir inci aranır şimdi, o en kuytu, o en sessiz denizde.
Çünkü dışarıda sızlayan ne varsa, ey hırpalanan ruh,
Sadece bir ayna kırıntısıdır; asıl sultan sensin, ey nuh!
Yürünür artık, arkaya bakmadan o sonsuz sese,
Sadece kendi nurunun ışığında, kendi hakikatine...
Batmaz artık ayaklara o fani heveslerin sancısı,
O sahte sevdaların geride bıraktığı acısı.
Geçilir dünya hırslarından sessiz adımlarla,
Gafillerden geriye kalırken sadece...
Can kırıkları...
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.