2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
241
Okunma
Ud ve piyanonun o pürüzsüz, sakin diyalogunda
Bir düzine oldu aklımda soru balonları
Tam soracağım, öğretmen benim,
soruları ben sorarım der gibi.
...
sırtından atiyordu huysuz, sorulari tay gibi...
Sırasıya kendi içimden veriyordum cevapları
Hafif karamelli biraz acımtrak seçiyordum
Içimin damağına iyi gelirken
Acısıda kontrollü olmama olanak tanıyordu ..
Yönetilebilir burukluk Aristoteles’ in altın orta
Düşüncesi gibi. ne aşırı derecede haz ne aşırı keder...
İkisinin arasında insanı ayakta tutan bir denge...
İçimin damağı altın ortayı seviyordu. ne şekerden kör olacak kadar tatlı,
Ne de kederden dilini yakacak kadar acı..
Bana bunu o öğretti
...
Kolay başedilebiir degil bu duygu ile..
Birden doğruldum
Anouar Brahem .. Le Pas du Chat Noir’ i açtım..çekmedi...
Bir koşuda sahilin sonuna kadar bir tur atsam mi hollandalı.ile .desemde...
Tencere tava odasina koşmaktan başka yapabilecegim bi şey yoktu..
küçük cay fincanini devmiş gibi taşidim
Bir duygunun gereğinden fazla anlam yüklenmesiydi bu..
Pencereden baktım kendimi eyleyip
Sehrin çılgın ışıkarından ötürü hiç görünmüyor yıldizlar
...
Ah çok özledim.eskiden
Mücevher kutusu gibi.açılırdıı gökyüzü
Hava kararinca nasıl görünürdü kuyruğu çoban yıldızınin
..
Ufka doğru baktiğimda.icimde çoğalan şeyler oluyordu beraberinde
Şehin ışıkları suda yildiz gibiydi çoğaliyordu git gide..
Ilerleyen saatlerde bir kurguya misafir oldum.
Izlerken
Düşüncelerim mısır gibi patlıyor senaryo ile marine olup bomba oluyordu lezzet..
Sahnesi sık değişiyordu filmin
...
olay örgusünü takipte zorlaniyordum...
Üç boyutlu görür gibi kendimi,
koltukta oturan ben, ekrana bakan ben, bir de ikisini uzaktan izleyen...
Gözlemci bilincim...
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.