0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
48
Okunma

Dışarı çıktığında dünyanın kenarına gelmiş gibiydi. Karavan, Hindistan’ın en güney ucundaki kayalık kıyılardan birine park edilmişti. Ufuk çizgisi sonsuz bir mavilik halinde uzanıyordu. Bengal Körfezi, Hint Okyanusu ve Arap Denizi birbirine karışıyor; farklı tonlardaki sular dev bir nefes gibi kıyıya vuruyordu. Gökyüzü turuncuyla mora dönen ağır bir akşam ışığı taşıyordu. Uzakta birkaç balıkçı teknesi sallanıyor, rüzgâr tuz kokusunu kameranın mikrofonuna kadar sürüklüyordu.
Kamerayı kayalıkların üzerine sabitledi. Saçları rüzgârda sertçe dağılıyordu. Bir süre konuşmadı; sadece ufka, suların birleştiği o muazzam kargaşaya baktı. Derin bir nefes aldı, omuzlarındaki yükü oracığa bırakmak ister gibi ciğerlerini iyot kokusuyla doldurdu. Sonra kameraya doğru hafifçe döndü. Gözlerinde, yılların yorgunluğunu silip süpüren o berrak ve huzurlu ifade vardı. Dudakları hafifçe aralandı, kelimeler dalga seslerinin arasından süzülerek dökülmeye başladı:
“Bir zamanlar içimi daraltan dalgaların sonsuz gürültüsü… şimdi içimdeki sessizliği uyandıran bir şarkıya dönüştü.
Şehrin karmaşasından, bitmeyen beklentilerden ve yıllarca taşımaktan yorulduğum o eski benliğimden uzaklaştıkça; bu dalgaların aslında ne kadar dolu olduğunu fark ediyorum.
İnsan bazen sessizliği yanlış yerde arıyor galiba.
Sessizlik, sesin yokluğu değilmiş. Sessizlik… insanın kendi içindeki gürültünün dinmesiymiş.
Burada bunu anladım.
Bakıyorum şu ufka… Sonu yok gibi. Ama garip olan şu; insan sonsuzluğa bakınca küçülmüyor. Aksine, ilk kez gerçekten yer kapladığını hissediyor.
Adımlarım kumun üzerinde her zamankinden daha canlı. Hissettiklerim daha serin, daha gerçek.
Gürültü büyüdükçe her şey daha berrak bir hal alıyor.
Az önce eğilip avucuma biraz deniz suyu aldım.
Parmaklarımın arasından akıp gidişini izlerken zamanı düşündüm.
Hayat da böyle galiba…
Tutmaya çalıştıkça kaçıyor ama akmasına izin verince sana kendini hissettiriyor.
Kalbim artık eskisi gibi bağırmıyor.
Dalgalarla birlikte susarak konuşmayı öğreniyor.
Dün burada büyük bir fırtına çıktı.
Gökyüzüyle denizin sınırı birbirine karıştı.
Öyle ağır bulutlar vardı ki…
İlk kez o fırtınayı bir tehdit gibi değil, bir şarkı gibi dinledim.
Güneşin turuncuya çalan ışıklarıyla dalgaların köpüğü birleştiğinde artık korku hissetmiyordum.
Sanki okyanus bana kendi dilinde bir şey anlatıyordu.
Belki de ilk kez adımı söylüyordu.
Ve o an fark ettim…
Kuzeyin, güneyin, vardığın yerin ya da geride bıraktığın şeylerin artık pek önemi kalmıyor.
Çünkü insan bazen bir yere ulaşmak için değil, içindeki ağırlıkları kaybetmek için yola çıkıyor.
Ben burada biraz hafifledim galiba.
Gün batımı şimdi şu ufkun içine ağır ağır gömülüyor. Turuncu bir veda gibi… Ama aynı zamanda yeni bir başlangıç gibi.
Parmak uçlarımda suyun serinliğini hissediyorum.
Ve gerçekliğin bu kadar derin olabileceğini nasıl unuttuğumu düşünüyorum.
Okyanus beni başka biri yapmadı.
Tam tersine…
Yıllardır gürültünün içinde kaybettiğim beni, sessizce geri verdi.
O yüzden artık konuşmak istemiyorum pek.
Sadece dinliyorum.
Çünkü bu dalgaların anlatacak çok şeyi var.”
Sözleri bittiğinde sadece dalgaların kayaları döven sesi ve rüzgârın mikrofondaki hırçın uğultusu kaldı. Görüntü, güneşin denizin içinde kayboluşunu birkaç saniye daha izledi.
Karavanın içindeki o ağır, tozlu sessizlik geri geldi. Masanın üzerindeki eski gitarı yavaşça eline aldı. Tellerine dokunduğunda, az önce videoda anlattığı o sessizliği notalara dökmek ister gibiydi. Parmakları tellerde gezinirken, bir türküyü mırıldanmaya başladı:
Eskiden ruhumu yoran,
o hırçın dalgalar,
Şimdi içimdeki,
sessizliği fısıldar.
Şehrin gürültüsü geride,
çok uzaklarda,
Benliğim hafifliyor,
bu ıssız duraklarda.
Sessizlik sesin yokluğu,
değilmiş meğer,
Kendi içindeki gürültü,
biterse eğer;
Ufka baktıkça küçülmez,
büyür insan,
Yer kapladığını hisseder,
O sonsuzluktan.
Avucumda deniz suyu,
parmaklarımdan kayan,
Zamanın akışıdır,
bana gerçeği anlatan.
Sımsıkı tuttukça,
hayat elinden kaçıyor,
Akışa bırakınca,
sana kendini açıyor.
Kalbim artık bağırmıyor,
dindi o fırtına,
Yüklerimi bıraktım,
bu sahilin sırtına.
Güneş turuncu bir vedayla,
ufka değerken,
Yeni bir ben doğuyor,
eski ben giderken.
Kuzeyin ya da güneyin,
bir önemi kalmadı,
Ruhum bu enginlikte,
kendi adını anladı.
Okyanus beni alıp,
başka biri yapmadı,
Sadece gürültüde kaybolan,
beni geri yolladı.
Artık ne söz gerek,
ne de bitmez bekleyiş,
Dalgalarla konuşmak,
en derin serzeniş.
Susarak dinliyorum,
bu şarkının sesini,
Denize bıraktım artık,
Ruhumun Nefesini.
Yazan: İsmail ÇAKIR
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.