0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
23
Okunma
Sözlerin bittiği o eşikte duruyorum şimdi,
Senden kalan boşluğa, devasa bir sessizlik inşa ettim.
Dokunduğun her köşe artık birer mayın tarlası;
Hatıranın üstüne bastıkça içimde bir yerler infilak ediyor,
Ben bu gürültülü yangının ortasında, dilsizce ağladım.
Zaman, bileklerimde paslı bir kelepçe gibi soğuk...
Seni aramak; uçurumu avuçlarıyla yoklamaya benziyor artık.
Kendi sesimin yankısından bile kaçar oldum,
Yalnızlık, odanın duvarlarını üzerime yıkarken,
Ben o daracık boşluğa dünyaları sığdırıp da ağladım.
Varlığın bir mülteci gibi sığındı en derin yaralarıma
Gidişinle bütün şehir yetim kaldı, sokaklar ıssızlaştı.
Hangi aynaya baksam, camın arkasında senin silüetin;
Yüzümü unuttum, senin çehreni kendime maske yaptım,
Kendi çehremi yabancı bir yıkıntı gibi kenara itip de ağladım.
Hasret dediğin, ucu yanık bir mektup değilmiş meğer,
Hasret; her sabah yokluğuna uyanan o kör bıçakmış.
Ciğerlerime çektiğim hava bile artık senin kokunu taşımıyor,
Bu oksijensiz sürgünde, nefesim boğazımda düğümlendi,
Düğümleri çözmeye gücüm yetmedi, düğümlere tutunup da ağladım.
Şimdi bir veda cümlesinin soğuk betonuna uzanmışım,
Üstümü örten gece, senden daha şefkatli değil.
Bir zamanlar "biz" olan o devasa masalın küllerini topladım,
Avuçlarımda kalan sadece ince bir sızı ve biraz da toz;
Kendi cenazemi kaldırır gibi, sessizce içime çöktüm de ağladım.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.