0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
73
Okunma
Karanlığın en siyah olduğu gündü gidişin,
Kalem elimde titredi, kâğıda dökülürken kelimeler,
Yağmurun sesi sanki içimde yankılanıyordu,
Yazıp yırttığım kaçıncı zarftı bu, saymadım.
Sana anlatmak istediğim o kadar cümle birikti ki yüreğimde,
Dilim küfretmek isterken,
Gözlerim damla damla yaşlar bırakıyordu yanaklarıma.
Öyle bir dehlize kapıldı ki yüreğim,
Kor bir ateşin içine kundak edilmiş bebek gibi,
Geçmişin en güzel gülüşlerine sarıldı…
Her gece rüyamda görürken seni,
Takvimlere asılı kaldı yorgun gözlerim.
Zaman akmayı unuttu, mevsimler sustu;
Ben, geçmeyen günlerin çetelesini tuttum.
Bir köşeye sıkışıp kaldım öylece,
Duvarların soğuk sesine sığındım.
Boşlukla konuşmayı öğrendim senden sonra,
Yalnızlığın yankısında yankılandım.
Artık ne rüyalar teselli veriyor bu yorgunluğa,
Ne de takvimler müjdeliyor geleceği.
Sadece o sessiz duvarlar şahit,
Sana biriktirdiğim, söyleyemediğim her heceye…
Sen benim içimde darmadağın olmuş cam parçalarısın,
Her nefeste bile bir kesik atıyorsun bedenime.
Aklıma geldikçe adın batıyor yüreğime…
Ne kendimi tanıyorum artık aynalarda,
Ne de kalkabiliyorum meyhane masalarından.
Tebrikler sana…
Başardın bak,
Acının en çıplak hâlini yaşatmayı bana.
Ne nefretimsin artık,
ne de sevdamın kalan son kırıntısı…
Sen,
içimde adı konulmamış bir sızı,
her hatırlayışta yeniden kanayan bir yarasın artık…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.