0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
88
Okunma
İşçi olmak…
Sabahın solgun ışığında uyanmaktır,
Daha şehir gözlerini kırpmadan yollara düşmek…
Gökyüzü uykusunu silerken kirpiklerinden,
Sen çoktan alın terine karışmış bir sessizlik olursun.
Ellerin zamanla taşın hafızasına benzer,
Nasırlı, sert ama içi hâlâ sıcak…
Her çizgide bir günün hikâyesi saklı,
Her çatlakta sabrın ince bir şiiri…
İşçi olmak;
Görünmeyen bir destanın satır arasıdır,
Adı söylenmeyen bir kahramanlık dili…
Omuzlarında dünya ağır bir emanet gibi durur,
Sen taşırsın, kimse taşıdığını bilmeden.
Bir çivi çakarsın yarının duvarına,
Çınlar demir, yankılanır gelecek…
Bir tuğla koyarsın henüz doğmamış sabahlara,
Harçla karışır umut, taşla birleşir kader.
Akşam çökerken kirli bir altın gibi,
Yorgunluğun omuzlarına serilir gece…
Ama içinde eğilmeyen bir ışık kalır,
Çünkü bilirsin:
Emek, insanın en çıplak ve en onurlu adıdır.
Bazen bir iskelede rüzgârla konuşursun,
Bazen toprağın kalbine eğilirsin susarak…
Demir senin dilindir, çimento cümlen,
Taş ise bitmeyen bir şiirin sert mısrası…
Adın geçmez büyük harflerle belki,
Ama her sokakta bir gölgen vardır,
Her duvarda, her çatı altında
Sessizce atan bir kalp gibi yaşarsın.
Bazen bir tabakta ısıtırsın insanın içini,
Bazen bir bardakta umut taşırsın…
Gülüşün, yorgun bir günün sabahı olur,
Bakışın, kırılmış bir günü onaran ince bir ip.
Kimse fark etmez sanırsın dokunuşlarını,
Oysa hayat, senin ellerinde yeniden kurulur,
En kırık yerlerinden bile güzelleşerek…
Sen varsın diye döner bu dünya,
Senin sessiz ritminle atar zaman,
Ve her sabah yeniden yazılır hayat,
Alın terinin en derin, en saf ahengiyle…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.