2
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
132
Okunma
I- KELİME ÇÜRÜĞÜ
Dilimin ucunda ağır, metalik bir pas tadı,
Söylenmemiş her kelime, içimde kendi celladı.
Çıkarsam zehir saçacak, sussam göğsümü dağlar,
Anlamın o boş cesedi, ağzımın içinde ağlar.
Dökülüyor harfler, sanki çürük bir etten düşen,
Kendi kurduğum o cümlenin, altındayım şimdi ben.
Konuştukça eksilen, o sahte bir varoluşun izi,
Öldürdüm kelimelerle, içimdeki en diri bizi.
Kelime çürüğü bu, ruhumun sessiz yarası,
Duyulmayan bir çığlığın, en zehirli arası.
Konuştukça yitirdim, benliğin o çıplaklığını.
Sessizliğe gömüyorum, artık bu savaşımı.
Boşluktan bir ses verdim, karşılığı yine boşluk,
Dilimdeki o düğüm, varlığıma bir sarhoşluk.
Anlamı öldürdükçe, kirlendi o duru kaynak,
Sustuğum yer kalmadı, tek çarem buna uymak.
Sustum...
Pas tadı genzimde bir mühür, dilsizliğin en koyu tonu.
Anlam öldü, dağıldı harfler, kapandı zihnimin son yolu.
Artık ne bir cümle kaldı benden, ne de bir sesin izi,
Sadece küle dönmüş o boşluk; örttü üzerimizi kilitledi bizi.
II- GÖLGE KIRILMASI
Işık vurdu, gölgem benden koptu usulca,
Benden daha kara, benden daha yabancı,
Her adımımda şeklimi büken o tekinsiz yalan,
Ben aydınlıkta çürüdüm, o gölgede kalan.
Baktığımda gördüğüm; yamulan bir kopya değil,
O, ışığın altındaki gerçek, eğilen bir meyil.
Elimi kaldırsam, o başka bir şey tutar boşlukta,
Benim siluetim ama, hapsolmuş o sessiz loşlukta.
Gölge kırıldı, aynamda başka bir ben uyandı,
Işığın dokunduğu yer, sadece yalanla boyandı.
Benden daha dürüst, benden daha siyah o,
Gölge kırılması bu; ışıkta saklı olan o.
Işık benim zindanım, gölge ise kaçtığım tek yer,
Hareket etsem, o benden önce kendine gider.
Işık geri alıyor beni, yavaşça siliniyor her an,
Gölgelerle büyüyor; içimdeki o gerçek yalan.
Işık beni terk etti , yüzüm bile kalmadı,
O kara boşluk, artık tek dostum oldu.
Bak, o artık benim aynadaki yüzüm,
Gölge kazandı; ben, zaten hiç olmadım.
III- DOĞMAMIŞ GÜNÜN BORCU
Güneş henüz doğmadı ama... yorgunluğu içimde.
Henüz yaşanmamış o sabahın yükü, bir ur gibi bu bedende.
Daha açılmamış perdelerin karanlığı, çökmüş omuzlarıma,
Borçluyum... hiç görmediğim o dilsiz yarınlara.
Daha atılmamış adımların sancısı, sızlatıyor dizlerimi,
Zaman bir değirmen gibi, yavaşça öğütüyor her izimi.
Hiç gelmeyecek bir baharın kışı, sinmiş iliğime,
Varlığım bir kefalet olmuş, gelmeyecek o günün deliliğine.
Doğmamış günün borcunu ödüyorum, her nefesimde biraz daha,
Uyanmanın ağır diyeti bu, her gece, her seherde, her vaha.
Yarın bir alacaklı gibi bekliyor, kapımın hemen ardında,
Bense çoktan tükendim, bu bitmek bilmeyen zamanın kahrında
Gözlerimi kapatsam, o yarın yine orada... bekliyor.
Benden yaşamadığım saatlerin, sahte hesabını istiyor.
İştahım sönmüş, gün ağarmadan ruhum çoktan kararmış,
İnsan, henüz görmediği bir ömrün altında nasıl böyle ufalırmış?
Ödenmiyor bu borç, ne uykuyla ne de uyanmakla,
Bitmiyor bu sürgün, kendi içindeki o boşlukta saklanmakla.
Varlığım zamanın altında ezilen, bir avuç toz şimdi,
Sahi, bu gelmemiş günün hesabı... en baştan kimindi?
Gün doğuyor...
Ama ben hâlâ dünden daha yorgunum.
Borcum bitmedi...
Zaman bitti.
IV- İÇİNFAZ
Kürsü kuruldu, ışıklar söndü, perdeler kapandı,
Bu odanın içinde, bir tek benim tanıklığım kaldı.
Savcı ben, hakim ben... Sanık zaten en başından belli,
İçimdeki bu büyük mahkeme, ömrümden de eski.
Dosyalar tozlu, suçlar ağır, maktul yine kendim,
Yıllardır kaçtığım o aynaya, bugün nihayet yenildim.
Deliller döküldü ortaya; pişmanlık, keder ve yalan,
Benden geriye kalan, sadece bu simsiyah talan.
İç infaz başladı, hüküm çoktan verilmiş,
Kalbimin en orta yerine, o ağır müebbet serilmiş.
Affetmiyorum kendimi, merhamet bu kapıdan girmez,
Benim verdiğim cezayı, hiç kimse geri çeviremez.
Gerekçeli kararım; sadece nefes almaktan ibaret,
Varlığımın her zerresi, kendime olan bir hıyanet.
Tanıklar sustu, cellat usulca yaklaştı yanıma,
Kendi ellerimle dokundum, bu donmuş çiğ kanıma.
Kaçış yok bu hücreden, parmaklıklar kendi etimden,
Söküp atamadım bu karayı, o en eski dertten.
İmzaladım kararı; ismim bile artık yabancı,
İçimdeki bu mahkeme, en sadık ve dilsiz sancı.
Dava yok, hüküm yok, sessizlikten başka,
İçimdeki o paslı sürgü, çarpar kendi boşluğa.
Müebbetim artık, kendi ismimin hücresinde,
Çürür giderim yavaşça, bu sessiz infazın içinde.
V- PASLI MENTEŞE
Vurdum kapıya, yankısı boşlukta asılı kaldı,
İçeriden gelen o dilsiz ses, tüm nefesimi aldı.
Biliyorum oradasın, bu ağır sessizliğin sahibi sensin,
Kendi kendine ördüğün, en kalın engelsin.
Anahtar deliğinden baktım, sadece karanlık sızıyor,
Zaman o odanın içinde, yavaşça rotasını çiziyor.
Seslendim... Kendi sesim kapı eşiğinde can verdi,
Bu kapı değil artık, aramıza çekilen en eski dertti.
Kilitli kapının arkası, ulaşamadığım o son sığınak,
İstesem de giremiyorum , zor geliyor dışarıda kalmak...
Kendi barikatımda mahsurum, anahtarı çoktan yuttum,
Ben bu kapının önünde, beklemeyi bile unuttum.
İçerideki benle, dışarıdaki ben; hiç tanışmadı,
Aynı gövdenin içinde, tek bir gün bile barışmadı.
Sen o kapının ardında sustun, ben burada çürüdüm,
Kendi mezarımın önünde, sessizce yürüdüm.
Dokunsam açılacak belki, ama içimde istek yok,
Bu dilsiz tiyatronun içinde, sahte roller çok.
Barikat benim, kapı benim, o kilitli sürgü benim,
Beni benden ayıran, şu soğumuş ve çiğ tenim.
Kimse açmıyor.
Zaten içeride...
...kimse yok.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.