4
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
153
Okunma
“Nereye?” dediler bir yolcuya,
Gözleri yorgun, kalbi yorgunluktan arınmış;
“Bilmem…” dedi, rüzgâr gibi sakince,
Yolu bilmeyen değil, yükü bırakan konuşurmuş.
“Gidiyorum işte…” dedi,
Ayak izlerini kimseye batırmadan,
Bir çiçeğin narin boynunu eğdirmeden,
Toprağa bile incelik öğretir gibi yürüyerek.
Ne kırılmış bir dal bıraktı ardında,
Ne de suskun bir kalbin sızısını çoğalttı;
Her adımı bir dua, her nefesi bir vedaydı,
İçinden geçenleri kimseye yük etmeden.
Gönüller vardı, camdan daha ince,
Bir bakışla kırılan, bir sözle dağılan;
O ise bir derviş sabrıyla dokundu hayata,
İncitmeden sevmeyi öğrendi zamandan.
“Evvelden ezele…” dedi bir ara,
Sanki zaman onun içinde akıyordu,
Geçmişle gelecek bir çizgide birleşmiş,
Kalbi sonsuzluğa kapı aralıyordu.
Ne bir hesap tuttu dünya defterinden,
Ne bir alacak yazdı gönül hanesine;
Her şeyi olduğu gibi bırakıp gitti,
Bir tebessüm, bir de dua iliştirip gecesine.
“Peki nasılsın?” dediler ardından,
Durdu… sustu… gözleri yere değdi;
“Bilmem…” dedi, derin bir iç çekişle,
Çünkü insan kendini en çok orada kaybederdi.
Ne iyiydi belki, ne de kötü,
Bir terazinin ortasında asılı kaldı ruhu;
Sevinçle keder arasında ince bir çizgide,
Kendiyle yüzleşmenin en ağır anı buydu.
“Mizan’da belli olacak…” dedi usulca,
Sözleri gecenin koynuna düştü;
Ne varsa gizli, ne varsa görünmeyen,
Bir gün tartılacak diye sustu.
Ve yürüdü…
Arkasında ne bir lanet ne de bir öfke bırakarak,
Sadece hatırlanınca iç ısıtan bir iz,
Bir de “iyi insandı” dedirten bir yankı bırakarak.
Çünkü yol dediğin varmak değil bazen,
Bir kalbi kırmadan geçebilmektir dünyadan;
Ve insan dediğin, iz bırakmaz toprağa,
İz bırakır sadece başka insanların dualarında.
O da öyle yaptı…
Sessizce geldi, sessizce geçti bu âlemden,
Bir kandil gibi yanıp, kimseyi yakmadan,
Kendi ışığıyla karanlığı eksilterek gitti.
Kadir TURGUT
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.