2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
106
Okunma

Gecenin kanatlarıyla sessizce sürünüyorum,
Taş sokaklar, eski taş evler,
Ve ben…
Adımı unutan şehirde bir gölgeyim.
Evlerin pencerelerinde ışık yanıyor,
Ama içim hâlâ karanlık,
Her ışık bir suç gibi üzerime düşüyor,
Ve ben, kendi gölgeme dokunamadan
Yürüyordum gecenin ortasında.
Bir zamanlar elim vardı,
Sevgiye uzanan ellerim…
Şimdi sadece boşluğa,
Kendi yalnızlığıma uzanıyor,
Ve her dokunuşum bir yankı bırakıyor
Kimsesiz duvarlarda.
Ay, bakıyor her gece bana,
Biliyorum, biliyor her şeyi,
Ve ben utanmadan ağlıyorum
Kendi gölgemin içinde,
Kendi içimdeki sonsuz boşlukta.
Masallar anlatılırken çocuklara,
Ben kendi masalımı unutmuşum,
Kahraman yok, mutluluk yok,
Sadece terkedilmiş bir kadın
Sokak lambalarının titrek ışığında.
Bir zamanlar gülmüştüm,
Şimdi kahkaham bile korku dolu,
Ve içimdeki deniz,
Dalgaları kıyıya vurmayan bir deniz
Her çırpınışta beni hatırlatıyor
Kırık, kaybolmuş, ama hâlâ nefes alan ben’i…
Rüzgar gelir, fısıldar isimleri,
Ama benim ismim yok,
Sadece bir hayalet gibi sürükleniyorum,
Geçmişten kalan acılarla,
Ve geleceğim yok, sadece şimdi
Karanlıkta nefes alan bir gölge.
Evlerin bacalarında duman yükselir,
Ama içim hâlâ soğuk,
Ve ben, her adımda kendi hikayemi yazarken,
Fark ediyorum:
Ben masalın kendisiyim,
Ama anlatılmamış, duyulmamış…
Bir labirent içinde kaybolmuş bir kelime.
Her gece, kendi sesimle konuşuyorum,
Ama sesim bana geri dönmüyor,
Sadece karanlık yankılar bırakıyor,
Ve ben, her yankıda biraz daha eriyorum,
Bir hayal gibi,
Ama bir hayalet kadar gerçek.
Ve yine de yürüyorum,
Taş sokaklar, eski taş evler,
Ve ben…
Hiçbir zaman tamamlanmayacak bir hikaye,
Bir masal değil, bir şiir değil,
Sadece karanlıkta nefes alan ben.
Funda Yılmaz
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.