17
Yorum
35
Beğeni
5,0
Puan
327
Okunma

Soyunuyor sanrılarımın yanık teni, yeniden yanmaya ulu orta, anadan üryan.
Yüreğimin sol odacığındaki geçmişin apoletlerini söküyorum ağır ağır; çalılara takılmış ince tülbenti çekmek gibi... Sızısı çekilmez, kanaması neredeyse görünmez ama ölümcül.
Ayaklarım mıhlanmış, kangren; kessem adım biter, kesmesem ömür.
Araf’ın şafağı olur; sabır anahtarın kızım, derdin. Anlıyorum ve anımsıyorum annem. Senin kilitlerin de çelikten miydi? Bir gökyüzü hikâyesine mi saklamıştın camdan düğümlerini anne?
Gökkuşağı renklerimi kırıyor cam, doğuruyor anahtarlar. Kapı var kilit yok, kilit var kapı yok; anahtarlar var, aksamları yok.
Her şey beyazın suçu; beyaz, kirleri fazla abartıyor. Beyaz olmasaydı, gönül gözümüze abartıyla sokulmazdı lekeler belki de. Sahi, nasıl çıkartıyorduk lekeleri anne?
Gözyaşlarım emanet edilemez nefesi ölüm kokan, boydan kesat içten fesat olanlara. Kalpten çıkan kalbi vuruyor işte. Hiç kimsenin acımdan alacağı pay yok ve dahi benim de onların acısından payım yok. Sadakatim kendime, kanadım gökyüzüne; senin aynanım anne.
Herkes yandığı yerde sönecek, sönecek, sönecek... Ve tekrar doğacak küllerinden anne.
Seyide Doyran
5.0
100% (22)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.