3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
236
Okunma

“Sana yüzmeyi bilmiyorum diyenlerin cebinde okyanus vardır.”
Bunu ilk söylediğimde kimse anlamamıştı.
Zaten kimse anlamaya da çalışmamıştı.
Ben küçüklüğümden beri sudan korktuğumu söylerdim. Denize girmem, derin yerlere yaklaşmam, iskele kenarından aşağı bakmam. “Yüzmeyi bilmiyorum” der geçerdim. İnsanlar da inanırdı. Çünkü korku, en kolay görünen şeydir.
Ama kimse şunu bilmezdi:
Ben sudan değil, derinlikten korkuyordum.
Ve insanın en derin yeri… kalbiydi.
Babam suskun bir adamdı. Evde sesi en az çıkan oydu ama varlığı en ağır olan da oydu. Konuşmazdı. Sadece bakardı. O bakışların içinde dalgalar vardı. Çocukken anlamazdım, şimdi biliyorum… Adamın cebinde koca bir okyanus vardı.
Annem daha yumuşaktı. Ama o da hep kıyıda yaşadı. Hayatın içine hiç tam girmedi. Sanki biraz açılırsa sürüklenip gidecekmiş gibi temkinliydi. Ben de onlardan öğrendim:
Sevmek tehlikelidir.
Derinleşmek boğulma riskidir.
İnsan en çok kendi içinde kaybolur.
İlk kez gerçekten âşık olduğumda yirmi bir yaşındaydım.
O, yüzmeyi çok iyi biliyordu.
Gülüşü cesurdu. Hayata atlayışı pervasızdı.
Ben kıyıda duruyordum, o açıkta kulaç atıyordu.
Bir gün elimi tuttu ve dedi ki:
“Gel.”
“Yüzmeyi bilmiyorum,” dedim.
Gülümsedi. “Öğrenirsin.”
Ama mesele öğrenmek değildi.
Mesele, içimde zaten var olan o devasa suyu kimseye göstermemekti.
Çünkü ben bir kere taşarsam, kimse ayakta kalamazdı.
Onu sevdim. Hem de öyle bir sevdim ki…
İnsan birini severken kalbini verir sanır.
Ben kalbimi vermedim.
Ben içimdeki okyanusun kapılarını araladım.
Dalga oldum. Fırtına oldum. Sessiz gecelerde içimde kopanları ona anlatamadım. Çünkü anlatırsam korkardı. İnsan, başkasının derinliğinden ürker. Herkes yüzey ister. Hafif, güneşli, güvenli sular…
O bir gün yoruldu.
“Sen hep uzaksın,” dedi.
“Yanımda ama başka bir yerde gibisin.”
Haklıydı.
Çünkü ben gerçekten başka bir yerdeydim.
Kendi içimde, dibe çökmüş anıların arasında yüzüyordum.
Çocukluğumun kırgınlıkları, gençliğimin hayal kırıklıkları, babamın suskunluğu, annemin korkuları… Hepsi suyun altındaydı.
Aslında ben yıllardır nefesimi tutuyordum.
Gitti.
Arkasından koşmadım.
Koşamazdım.
Çünkü insan boğulurken koşamaz.
O gittikten sonra bir gece deniz kenarına indim. Soğuktu. Hava griydi. Dalgalar sertti. İskeleye kadar yürüdüm. Ayakkabılarımı çıkardım.
“Yüzmeyi bilmiyorum,” dedim kendi kendime.
Sonra bir şey fark ettim.
Ben yüzmeyi bilmiyor değildim.
Ben yüzmeyi herkesten iyi biliyordum.
Yıllardır kendi içimde batmadan duruyordum.
Asıl korktuğum şey su değildi.
Birinin o suya benimle birlikte girmesiydi.
Çünkü herkes yüzmeyi öğretmek ister.
Ama kimse seninle dibe inmeye cesaret edemez.
O gece denize girmedim.
Sadece oturdum.
Dalgaları izledim.
Anladım ki mesele şuymuş:
Cebinde okyanus taşıyan adam,
kimseye su sıçratmamak için hep geri durur.
Sığ sularda konuşur.
Az sever gibi yapar.
Az üzülür gibi görünür.
Az bağlanır.
Ama içerde…
İçerde kıyı yoktur.
İçerde pusula işlemez.
İçerde fırtına dindi sanırsın, başka bir yerden kopar.
Şimdi biri bana “Neden mesafelisin?” diye sorduğunda gülümsüyorum.
Yüzmeyi bilmediğimi söylemiyorum artık.
Sadece şunu diyorum:
“Ben derinim.
Yanımda kalacaksan yüzeyde kalmayı bekleme.”
Çünkü herkes denizi sever.
Ama çok az insan okyanusa katlanabilir.
bil ki…
Sana yüzmeyi bilmiyorum diyenlerin cebinde okyanus vardır.
Onlar boğulmaktan değil,
seni de kendileriyle birlikte dibe çekmekten korkarlar.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.