3
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
31
Okunma

Bazen öyle bir yere geliyorum ki…
ne gerçekten dinlenebiliyorum ne de tam anlamıyla devam edebiliyorum.
Sanki içimde sürekli çalışan bir şey var. Bir motor gibi.
Gürültülü değil belki ama hiç susmuyor.
İnsanlara anlatması zor oluyor bunu.
Çünkü dışarıdan bakınca “iyi” görünüyorum çoğu zaman. Gülüyorum, konuşuyorum, hallediyorum.
Ama içimde başka biri daha var. Sürekli omzuma dokunup “yetmedi” diyen biri.
Ve en çok da buna yoruldum galiba.
Sürekli güçlü olmaktan.
Sürekli anlayışlı olmaktan.
Sürekli toparlayan kişi olmaktan.
İnsan bazen sadece dağılmak istiyor. Kimseyi kırmadan, açıklama yapmak zorunda kalmadan, suçlu hissetmeden dağılmak…
Bir de şu var…
Ben hep minnet etmeyi bilen biriydim.
Küçük şeylere bile. Bir bardak çaya, bir güzel söze, bir omza, bir beklenmedik anlayışa…
İçimde hep “şükret” diyen bir taraf vardı. Ama son zamanlarda o taraf bile yoruldu.
Çünkü insan bazen sadece minnet ederek yaşamıyor. Bazen görülmek de istiyor.
Ben herkesi anlamaya çalışırken biri de beni anlasın istedim.
Herkesin yükünü taşırken biri de benim omzuma dokunsun istedim.
“Geçecek” demesin hatta. Sadece yanımda otursun istedim.
Ama çoğu zaman insan kendi sesine kalıyor.
Ve işte şimdi burada, kendimle konuşuyorum. Çünkü başka türlü içimdeki gürültü dinmiyor.
Diyorum ki kendime:
“Neden bu kadar yoruldun?”
Sonra cevap veriyorum:
“Çünkü hep yetişmeye çalıştın.”
Kime yetiştim bilmiyorum. Hayata mı, insanlara mı, beklentilere mi… Belki de hep geç kalmış hisseden çocuk halime.
İnsan geçmişini sırtında taşıyınca normal yürüyemiyor zaten.
Her adım biraz ağır oluyor. Her yeni gün biraz daha dikkat istiyor.
Kimse o ağırlığı görmeyince insan kendi yükünden utanmaya başlıyor.
Ben de bir ara öyle yaptım.
“Abartıyorsun” dedim kendime.
“Herkes yoruluyor.”
“Herkesin derdi var.”
Ama mesele derdin olması değilmiş. Mesele, insanın kendine hiç yer bırakmamasıymış.
Ben kendime yer bırakmadım uzun zamandır.
Hep birilerini mutlu etmeye çalışırken içimde sessizce solan şeyleri fark etmedim.
Bir gün baktım ki içimde konuşan ses bile yorgun çıkıyor artık.
Eskiden daha çok hayal kurardım mesela.
Şimdi sadece “biraz huzur olsa yeter” diyorum.
Bu bile insanın içinde bir şeylerin eksildiğini gösteriyor aslında.
Ve kırgınım biraz.
Kimseye bağıra bağıra değil.
Sessiz bir kırgınlık bu. İçimde oturmuş, konuşmadan duran bir şey.
İnsanların beni sadece dayanıklı halimle sevmesine kırgınım.
Düştüğümde sessizleşmelerine kırgınım. “Sen halledersin” cümlesine kırgınım.
Belki de ben de hata yaptım.
Kimseye gerçekten ne kadar yorulduğumu göstermedim.
Çünkü alışmıştım güçlü görünmeye.
Güçlü görünmek bazen insanın kendi hapishanesi oluyor.
Şimdi düşünüyorum da…
Belki biraz durmam gerekiyor.
Bir şeyleri hemen düzeltmeye çalışmadan.
Kendimi suçlamadan.
Herkesi kurtarmaya çalışmadan.
Belki ilk defa kendime şunu söylemem gerekiyor:
“Yoruldun. Ve bu normal.”
Çünkü insan bazen sadece yaşamaktan yoruluyor.
Sürekli düşünmekten, hissetmekten, toparlamaktan, eksik kalmaktan yoruluyor.
Ama yine de içimde küçücük bir şey tamamen sönmüyor.
Çok zayıf belki ama hâlâ orada.
Diyor ki:
“Bir gün gerçekten hafifleyeceksin.”
“Kendin gibi hissedeceksin.”
“Bir gün kimseye kendini anlatmak zorunda kalmadan anlaşılacaksın.”
Ben o güne inanmak istiyorum.
Şimdilik sadece kendimle oturuyorum.
Sessizce.
Yorgun ama hâlâ tamamen vazgeçmemiş biri gibi.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.