0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
41
Okunma
Nasıl girilir bu kelimelerin mahşerine bilmem;
Dilimin ucunda kıyamet,
Yüreğimin dibinde susturulmuş bir çocuk var.
Sana “baba” diye seslendim kimi vakit,
Kimi vakit adınla…
Sanki aramızdaki mesafeyi
Bir hece eksilterek kapatabileceğimi sandım.
Oysa ben, en çok sana yabancı kaldım.
Sevgimi gösteremedim.
Sevmenin de bir edepli duruşu varmış meğer,
Ben hoyratlığımı marifet bildim.
Kalbini kırdım;
Taşa çarpan bir cam gibi
Sesini duydum ama çatlağını görmedim.
Unuttum…
Senin de faniliğe yazılmış bir ömrün olduğunu.
Ben kendi acımı büyütürken
Senin sustuklarını küçümsedim.
Oysa sen, yükünü dağlara yaslamış bir sabırdın;
İçinden sevgi sızan kayalardın.
Söylemedin belki “seviyorum” diye,
Ama ben bilirdim.
Yine de bilmek yetmezmiş insan evladına;
İnsan, sevgiyi duymak ister
Göğsüne çarpan bir nabız gibi.
Ey yüreği dağlardan büyük adam,
Gölgesine sığındığım çınar…
Değer, illa ki yokluğunla mı öğretilir?
İnsan, ölümü beklemeden
Minnet etmeyi öğrenemez mi?
Ben geç kalmış bir itirafım şimdi.
Sen ise hâlâ dimdik bir dua.
Ne olur baba,
Benden çok yaşa.
Ben hatamla eksileyim,
Sen varlığınla çoğal.
Ezelden ebede tükenme asla !
5.0
100% (2)