2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
101
Okunma
Gece, siyah hırkanın altında bir mülteci,
Karanlığı öğrendi, saçın en uç noktası.
Ben ki sükût içinde çözen tek bilmeceyi;
Sende buldum sükûnu, sende varlık davası.
Öyle bir çehre ki bu, çarpar, akıl çark olur,
Kainatın o boğuk, ulu sesi çekilir.
Söner saray ve konak, bütün dünya gark olur;
Yalnız o gizli kalbin ürkek nabzı dikilir.
Yokluğunun o dipsiz, o en ıssız yolunda,
Kendi ayak sesimden ürperen bir gariptim.
Şehir, adını hece yapmışken taş kolunda,
Kaldırımdan sızan bir damla yaş gibi bittim.
Ben yürüdüm, caddeler ihtiyar bir dev gibi,
Sokak sokak eksildi, senin olmadığın yer.
Sensiz dünya harabe, çatısı çökmüş ev gibi,
Kendi noksanlığına her an yeni dert ekler...
Zaman durdu falezde, keskin, uyanık, mağrur,
Gök yarıldı, bir soğuk hançer düştü sineye.
Dalgalar hırçın değil, şimdi yanık ve mecbur,
Rüzgâr ram oldu birden o ipekten nefese.
Anladım, bu toprakta senin yerin yok gibi,
Sanki Büyük Sanatkâr seni en son katladı.
Yarattı bin insanı, bir kenara koydu da,
Seni çizerken kalemin sanki kalbi ağladı...
Sustu deniz ve martı gökte asılı kaldı,
Akrep ve yelkovanın kırıldı tunç kanadı.
Zaman seni seyreder, ebedi rüya aldı,
Unuttu akışını, artık yoktu bir adı.
Ben o falez ucunda, içimdeki mahşeri,
İlk defa korkusuzca, bir vakarla dinledim.
Anladım eksilmenin o en gizli yerini;
Kalbin her vuruşunda ölmekmiş, tek anladım.
Gözlerin... Sonsuzluğun ufkuna açılan sur,
Bakmaya cüret eden, canından geçer orada!
O ne müthiş bilmece, o ne muazzam bir nur,
Girdap olur, kaybolur her fani o karada.
Gözlerimi kaçırmam, ölüm olsa da sonu,
Çünkü senin gözlerin, bil ki ey Nazlı’m, derin!
Bütün yolları kesip, tek menzile bağlar o,
Ötesi hep yalandır, ötesi yok bu yerin!
Kelimelerin mermer taşları yumuşatır,
Sen konuşsan asırlar diz çöker de yorulur.
İçimden her geçişin göğsümde çan yaşatır,
Eski bir mabet gibi derinlerden vurulur.
Seni izlemek... Ah o, Nemrut’un zirvesinde,
Geceden sıyrılıp da doğan o heybetli tan!
Ağır, vakur, ihtişam yüklü her nefesinde,
Kaderi seyreder gibi bakar sana bu can!
Sen yürürken, o mutlak nazın hükmettiği an,
Dünya sesini kısar, perdeler yavaş döner.
Gölgeler hizaya geçer, titrer o koca cihan,
Gökyüzü rengini de sana göre eyler, söner...
Tebessümün bir şehrin kandillerini yakar,
Karanlık pencereler nura gark olur birden.
Nazlı... Bu altı harf ki, kalbe bir mızrak çakar,
Sanki bir isim değil, bir niyazdır derinden!
Kuşlar rota değiştirir seni andığım vakit,
Bir deniz nasıl taşarsa kabından, bendinden dar;
Ben de sana öyleyim; hapsetmez hiçbir akit,
İçimden sana doğru koca bir nehir çağlar!
Artık geceler uzun değil, sadece sensiz...
Şehir, yarım bir cümle, yüklemsiz ve perişan.
Çünkü bazı ruhlar var, sevilmez öyle izsiz;
Onlar göğe bakışı değiştiren bir nişan!
Gökleri dar bulurum, sığmaz artık bu hisse,
Bir kez senin çehreni ezberledikten sonra.
Kainat baştan başa noksan bir levha ise,
Tamamlanır o mühür, sen geldikten sonra...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.