yağmur sesinden mutlu pencerelerin hikâyesini de aldım sırtıma aklıma dağıtılan mektupları topluyorum bir yandan... sarı sayfaların yaz-boz cümleleri içinden taşıyor, içim tıka basa an yığılması gülümsemeler de çerçeveli bir fotoğrafın ev sahibi kim gözlerini sorgulasa içinde, bak orada diyorum, hani bir bulut var ya uçak kanadına benziyor, resmin ucunda...
yaralı kuşlar diyarına göç ediyor kalbim... saklambaç oynayan kayıp çocukluğun terlikleri bir yerlerinde ebe kim? kim çığırıyor akşamın vakitsiz gelişini kulağıma... koşabilirdim oysa, nefesimin yetmediği türkülerin kıyısına dudaklarım kilitlerini kırardı sessizliğimin ay tutulurdu kendi karanlığından bezgin, ışık çalan rüyalardan birinde...
mavisinin koynunda uyuyan bir şehir düşün adımlarıma saymadığım kaçışlar zimmetlediğim uykusunu bölen bir vapurun tembel yolculuğunda, en kimsesiz olan biz sorgulama vaktidir yüreği kendine sabırdan taş kesilene, nerde o Deniz...?
eski bir şiirin kederidir
"o gider, sen kalırsın sen gidersin, kimse kalmaz..."
dayan yüreğim kanadı kırık kuşlar diyarına göç vaktidir şimdi, bu bendeki sessizlik
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
“ben, insanın içinden geçen uzun bir kıştım. herkes beni bir mevsim sandı ama ben, takvimlere sığmayan bir bekleyiştim.
sonra sustu; sustu ama suskunluğu da konuşuyordu. güneşin hutbesine hasret yüzleri düşündüm. ışığa susamış alınlar, sabahı bekleyen perdeler… şiir yeniden söz istedi.
insan, en çok aydınlıkta imtihan olur. karanlıkta herkes birbirine benzer.oysa güneş vurduğunda yüzlerin hakikati ortaya çıkar. hutbe dediğin ışığın vaazıdır; her sabah yeniden söylenir ama az kişi dinler onu.
ah o eyvahlar! şiirin sesi inceldi..
“eyvah, dedi, insanın kendine geç kalışıdır. çatılar arasına sıkışmış umutların, aşağıya düşerken çıkardığı sestir o. biz her ‘eyvah’ dediğimizde, aslında ne kadar keşke varsa hepsini gömmüşüzdür içimize..
bir an anladık ki : yaralı kuşlar diyarı uzak bir ülke değildi. kalbimimizin ta kendisiydi. renklerini kaybetmiş çiçekler, unutulmuş sevinçlerimizdi.
viirin ruhu son kez konuştu..
“kalbin göç ediyorsa bırak etsin. göç bir bitiş değildi. başka bir iklime varma cesaretiydi. yaralı kuşlar da uçar. çünkü kanamak, kanadın varlığını inkâr etmez. sen yeter ki göğe bakmaktan vazgeçme. bir gün, renklerini kaybettiğini sandığın çiçekler, adını bilmediğin bir baharda yeniden açacak.”
......
bazı şiirler bir veda gibi, bir tahliye emri gibi şairin ruhundan kopup ayrılır. şair mürekkebini kağıda akıttığı an, aslında kendi iç kalesini terk etmektedir.
“yaralı kuşlar diyarına göç ediyor kalbim” diyen o ses, sığınılacak bir liman aramıyor. aksine, sığındığı her limanı ateşe vererek ilerlemektedir. okur, yani bizler kelimelerin peşinde bir iz sürücü edasıyla koşarken, şair çoktan o kelimelerin arkasında bıraktığı enkazdan uzaklaşmıştır.
çünkü şiir, sanıldığı gibi bir ayna değildir o, şairin içindeki aynanın kırıldığı andır.
şiiri hep şairin biyografisine hapsetmek isterler. bir dedektif titizliğiyle sorarlar: “kim bu giden?”, “deniz hangi coğrafyanın suyu?”, “ ''bu hüzün hangi çocukluğun yırtık pisküiti?”
oysa şiir, yaşanmışlıkların görkemli bir sarayı değil vazgeçilmişliklerin, göze alınamamışlıkların ve dilsiz bırakılmış acıların tortusudur. şair şiire gömülmez, şair şiiri gömer.
insan, anlatabildiği sancıyı bir nebze terk eder. bu yüzden şiir bir itiraf durumundan öte ruhun kendi içinden gerçekleştirdiği bir tahliye operasyonudur.
şiir yazıldığı anda şair, kutsal bir bölünme yaşar. varlığı ikiye ayrılır ve aralarında sessiz bir mutabakat imzalanır.
bir parçası susar; bu şairin dünyevi benliğidir. utanan, saklanan, günlük telaşların içinde eriyen tarafıdır. o, acıyı çeken ama sesini çıkaramayan taraftır.
bir parçası da konuşur; bu ise kelimelerin hükmünü eline alan, kanadı kırık kuşları gökyüzüne fırlatan taraftır. konuşan parça, susan parçanın kürsüsüne geçer ve onun söyleyemediklerini teker teker anlatır ve onları bütünsel bir hıçkırığa dönüştürür.
işte şiirin en büyük sırrı buradadır.
okur, yani bizler, şiiri şairin hayatına bağlamaya çalışırken,
şair, şiiri hayatta kalabilmek için bir nefes borusu gibi kullanmaktadır.
“eski bir şiirin kederidir”
şair o eski dizelerine baktığında,
onları yazan yabancıyı tanıyamaz.
tıpkı çocukluktan kalan bir çift terlik gibi.
deri oradadır, şekil oradadır ama içine giren ayak
çoktan başka yollarda aşınmıştır.
peki ya ''son mavi?
o, ne bir limandır ne de bir isim.
o, şairin ulaşabileceği son iç açıklık,
kelimelerin bittiği yerde başlayan o uçsuz bucaksız teslimiyettir belki.
değişik bir pencere olsun istedim ama biliyorum ki;
Yıldız Hanım’ın şiir atlasına adım atmak, sadece kelimelerden örülü bir metne değil, ruhun en ince işçilikle yontulmuş kristal bir sarayına girmek gibidir.
derin bir duyuşun ve yaşanmışlığın asaleti vardır orada. Yıldız Hanım, duygularını bir sel gibi başıboş bırakmayan
aksine o seli, edebi bir disiplinle muazzam bir nehre dönüştüren yetkin bir kalemdir.
her zaman takdir ve hayranlıkla iyi dileklerimle selam olsun.
O kadar etkileyici yorum yazıyorsunuz ki ben ve dizelerim mahçup kalıyoruz sözleriniz karşısında... Yıllardır kendi iç sesimden öte bir şey yazmadım,yazamam da ama böyle içindeki hikayelerine bu kadar yakın dokunan çok az kalem olmuştur... Siz de gerek şiirleri gerek yazıları yüreğiyle duyarak okuyanlardansınız... Bu o kadar değerli ki... Sizin kaleminizden kendi satırlarıma dair okumak dizelerin kalbine ses katmak gibiydi... ..... Çok teşekkür ederim... .... Kalem dostluğunda sevgi ve selam ile...
O kadar etkileyici yorum yazıyorsunuz ki ben ve dizelerim mahçup kalıyoruz sözleriniz karşısında... Yıllardır kendi iç sesimden öte bir şey yazmadım,yazamam da ama böyle içindeki hikayelerine bu kadar yakın dokunan çok az kalem olmuştur... Siz de gerek şiirleri gerek yazıları yüreğiyle duyarak okuyanlardansınız... Bu o kadar değerli ki... Sizin kaleminizden kendi satırlarıma dair okumak dizelerin kalbine ses katmak gibiydi... ..... Çok teşekkür ederim... .... Kalem dostluğunda sevgi ve selam ile...
Yüreğine kalemine sağlık yazan ellerin dert görmesın duygu yüklü yüreğinize sağlık değerli kaleminizi daim ve kaim olsun nice mutlu dünya kadınlar günlere eriṣmeniz dileğiyle sevgiler selamlar yolluyorum esen kalın
Göçmen kuşlar geçer Uzak gelecegimden Kanatlarında Öykünün kırık zamanları...
Denizlerin toresidir gün dogumlarindan önce deenz kizlarinin saclarinda yıkar mavisini Maviyi o yüzden kaybettik sanırım deniz kızlarının saclarinda kaldı..
Yaşam duş ile gerçek arasında yaşanan gelgitlerimizden ibaret kendimize kaniyoruz Kendimizi kan/duruyoruz..
Yıldız parlak kalemi hüznün en derini ve özlemin nirvanasidir Ama dizeler ne Özledim der nede isyan der ama her dizede hissedersiniz özlemi ve yaşamın egrilen carklarina isyanı o yüzden severim bu kalemi Okuru her şiir sarar sarmalar içine çeker düşüncelerini
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.