1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
111
Okunma
Tuz Hakkı
Aynı arabadaydık…
Gece usulca omzuma yaslanmıştın,
radyoda yarım kalan bir şarkı,
önümüzde uzayan karanlık yol.
Direksiyonda tanımadığımız biri,
hayatın emanetini taşıdığını bilmeden.
Bir fren sesi…
camların kırılan duası…
ve adın, dudaklarımda kan gibi sıcak.
Gözümü hastanede açtım,
ilk yaptığım şey seni aramak oldu.
Elimi uzattım; boşluk.
O an anladım,
ben hayatta kalmıştım
ama hayat bende kalmamıştı.
Şimdi herkes “kader” diyor.
Ben susuyorum.
Çünkü kader kelimesi
senin saçlarına değen rüzgârı geri getirmiyor.
Biz aynı sofrada ekmek bölmüştük.
Tuzu sen serpmiştin çorbaya,
“Az olsun” demiştin,
“Fazlası yakar.”
Bak, şimdi eksikliği yakıyor.
Aynı tuzu paylaşan iki insan
birbirine ihanet etmez, derler.
Ben sana etmedim.
Ama direksiyonun titreyen anında
hayat bana ihanet etti.
Tuz hakkın var bende.
Sadece yediğimiz ekmekten değil,
beraber kurduğumuz hayallerden;
aynı evin duvarlarına astığımız yarınlardan,
aynı yastıkta çoğalan dualardan.
Şimdi sofram tek kişilik.
Tuzluğu masaya koyuyorum yine,
dokunmuyorum.
Çünkü senin elin değmeden
hiçbir şeyin tadı tamam olmuyor.
Biliyor musun?
Tuz yaraya sürülünce yakar, derler.
Benim yaram sensin.
Her gece adını anıyorum
ve biraz daha yanıyorum.
Ama sana söz,
nankör olmayacağım.
Seni toprağa bırakırken
içimdeki adamı da gömdüm.
Yaşarsam,
senin hatırın için yaşayacağım.
Seversem,
senin adını kirletmeyecek kadar seveceğim.
Çünkü bazı haklar mahkemede değil,
mezar başında ödenir.
Ben her gece
soğuk toprağın başında
avuç dolusu tuzu kalbime serpip
şunu fısıldıyorum:
“Helal et…”
Çünkü senin bende,
ölümden bile silinmeyecek
bir tuz hakkın var.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.