7
Yorum
28
Beğeni
0,0
Puan
156
Okunma

hava soğuk.
gece, ıssızlığın en eski adıdır.
karanlık, omuzlarıma çökmüş ağır bir yorgan
ve ben, altında nefesini arıyorum.
ne gözlerimden düşen yaş ısıtır içimi
ne de yıldızlar bilir adını fısıldayışımı.
tanıklık eder suskun sokaklar,
gölgem bile üşür yalnızlığıma.
üşümek mi?
ayaz, tenimde değil artık,
kalbimin kıyısında donmuş bir nehir.
her gece gökyüzüne bakıyorum
sanki birazdan
bulutların arasından sen inecekmişsin gibi.
haykırsam bütün özlemlerimi
kar taneleri taşır mı sana?
şehir gelinliğini giymiş bu gece.
bembeyaz bir suskunluk örtmüş her yanı.
kar, masumiyet gibi düşüyor omuzlarıma;
eridikçe adın kalıyor avuçlarımda.
önce gözlerini çağırıyorum karanlığa,
iki kandil gibi yansın diye içimde.
sonra ellerini düşlüyorum,
soğuk parmaklarımda
bahara açılan bir kapı olsun diye.
soğuk ne ki?
insan, sevdiğini düşününce
ateşi cebinde taşır.
bugün her yer beyaz,
yarın yeşile uyanır hayat.
ama bu gece
zaman, ayazın ucunda asılı.
bilmezsin sen geceyi;
ayazın kemikleri sızlatan dilini,
ıssız bir kuytuda
adını iç çekiş gibi saklamayı.
ben gecelere sarıldım yıllardır.
hala bekliyorum,
rüzgarın savurduğu bir sokak lambasının altında.
geleceksen
vakitli gel.
göz kapaklarım düşmeden
bir kez daha göreyim yüzünü.
ellerim uyuşmadan
son kez tutayım ellerini.
ve gece
veda kelimesini öğrenmeden
sabah olsun.
*
Mehmet Demir
18214
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.