1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
46
Okunma
Demir sürgü Bilendi yine, bir hançer gibi durdu eşikte,
Karanlık süzülüyor demir parmaklıkların soğuk nefesinden.
Ben ki çocukluğunu bir rüzgarın kanadına asmış çocuk,
Şimdi bir avuç gölge topluyorum ömrün geri kalanından
Annemin kokusu sinmiş uzak şehir rüzgarlarına,
Gurbet dediğin, yüreğimde açan dinmez bir yara.
Bakma öyle durgun durduğuma, içimde fırtınalar yorgun,
Kaç mevsimi kurban verdik bu isli lambanın cılız ışığında?
Kuşlar göç etti, hatıralar ise birer birer sürgün,
Adımı unuttum da annemin sesini sakladım hırkamın astarında.
Her gece düşümde aynı avlu, aynı eşik,
Sonra bir uyanış; yine sensizliğin acı beşiği.
Zaman, paslı bir saat gibi işler burada,
Saniyeler ağır zincir, dakikalar birer pranga.
Dışarıda bahar dalları çiçek açar da,
Benim ömrüm takılı kalır o en eski yangında.
Yirmi yaşımın baharını buz tutmuş duvarlara kazıdım,
Delikanlı düşlerimi kör zamanların kucağına bıraktım.
Ben bu hayata ne borçluyum ne de bir yabancıyım;
Sadece filizlenmeden solan o ilk gençliğime yandım.
Geceleri göğü sığdırırım küçücük bir pencereye,
Yıldızlar sönük kalır, benzer sitemkar bir heceye.
Sormayın artık bu delikanlı halim ne diye;
Hasretin yükü ağır, sığmaz hiçbir bilmeceye.
Gurbet bir demir leblebi annem, çiğnedikçe acıtır,
Sensiz geçen her an, ruhumda bir boşluk yaratır.
Koşmak varken uçsuz bucaksız kırların yeşiline,
Prangalar vurdular henüz terlememiş bıyığıma.
Mektuplarım yarım kaldı, kalemim kırık bugün,
Gurbet dediğin her gün yeni bir düğüm, yeni bir sürgün.
İçimdeki çocuk ağlar, sesinde bin yıllık bir gün;
Anne, senin duan olmazsa bu kederim ölmez, her gün...
Gençliğimi sığdırdım bir mektubun incecik çizgisine,
Yazılmamış her satırı bıraktım ömrün kıyısına.
Oysa senin dizinin dibinde uyumak vardı;
Her şeyden uzak, huzur kokan o sıcacık diyardı.
Beni burada bul anne;
Saçlarına ak düşmüş bir sabahın sancısında,
Hiç söylenmemiş türkülerin o dilsiz yankısında.
Bir mısra düştü bugün yüreğimin en derin çatlağına,
Kırık dökük bir umut bıraktım akşamın kuytu durağına.
Her adımım gurbetin soğuk asfaltında iz bırakır,
Her nefesim sana olan özlemle içimi yakar.
Toprak kokusuna hasret, bir saksı çiçeği gibiyim,
Güneşi görmeyen pencerelerde boynu bükük kaldım.
Ne bir sitemim var hayata ne de kimseye bir kinim,
Sadece kendi sesimin gurbetinde, kendime daldım.
Gözümde tüter evimizin o sıcak ocağı,
Unutulur mu hiç, senin şefkat dolu kucağın?
Bir gün elbet kırılır bu kapıların paslı kilidi,
O gün içimde uyanır çocukluğumun şenliği.
Söküp atarım ruhumdan şu karanlık kimliği,
Yine senin dizinde bulurum o eski benliği.
Yorulma ey ömrüm, durulma ey dertli başım,
Bu soğuk taşlar elbet bir gün dile gelecek.
Göz pınarlarımda biriken o son damla gözyaşım,
Kuruyan toprakların en derin susuzluğunu silecek.
Eğer bir gün rüzgâr kapını telaşla vurursa,
Ve bir yaprak düşerse yorgun omuzlarına;
Bil ki o benim, sığamadım koca dünyaya,
Bir şiir olup sığındım senin o bitmez dualarına.
Gurbet dediğin, bir kuşun kanadında acı bir destan,
Benim yüreğimde ise sen varsın;
Bitmeyen bir vuslat düşü, anneciğim...
5.0
100% (1)