9
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
381
Okunma
Deniz...
suskun değil bu gece
ve dalgalar üstüme üstüme
gelir...
Yağmur...
aklı yitik bir derviş gibi,
aynı yere aynı çiviyi çakarcasına
ahmak ahmak iner...
Ben...
rıhtımın,
yağmur ile paslanan bir çivisine asılıyım.
Zaman geçiyor mu bilemiyorum;
dalga mı beni sayıyor,
yoksa ben mi dalgaları…
Gözlerim...
açık,
kirpiklerim nöbette.
Bir uyku seslenir ismim ile denizden,
fersah fersah uzakta...
Ama gitmiyorum;
çünkü bu gece
ben kendi yarama bekçi kaldım...
Rüzgâr ruhuma dokunur,
bildik bir el gibi değil;
veda etmeyi unutan
eski bir dost gibi…
İçimde kırık bir sandal,
kıyıya yanaşmış çürüyor,
denizine ulaşamadan...
Sorularım var sana:
Hangi dalga affeder insanı?
Hangi tuz siler kalpteki izi?
Ve neden her suskunluk
biraz daha ağır gelir dilime?
Ay...
bulutların arasından
gözler ara ara,
sanki yarım kalmış bir cümle gibi...
ne tamamlanıyor,
ne de unutuluyor...
Ve düşündüm:
Belki de bütün fırtına
içimde kopar,
dışarıdaki deniz
yalnızca tercümandır…
Adımlarım ıslak,
ama yağmurdan,
ceplerimde geçmişten kalma
suskun tespihler var.
Her biri bir hatıra,
her biri biraz sızı...
Ve...
hiçbir şey söylemek istemedim.
Çünkü bu sözleri
ruhum taşır sana...
söylenince etkisizleşir
bazı acılar
yalnızca susarak büyür...
Dilimden dökülen son şey
bir vedaya benzemedi:
“Artık rüzgâr nereye çağırırsa
oraya bakacağım…”
Sonra sustum,
gönlümü matemli bir inzivaya bırakarak...
Turgay Kılıç
10/02/2026
04:56
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.