0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
42
Okunma
"Kusura bakmayın, sizi de kendim gibi sandım..."
Kime kapı olsam, ardında fırtına kaldı,
Kime liman olsam, yükünü bırakıp daldı.
Meğer ben dünyayı kendim gibi sanmışım,
İyiliğim, kendi celladımın elinde kaldı.
Hiç uğramadı kimse o viran göğsümün çatlak dillerine,
Bakmadılar ruhumdaki o buz tutmuş uçurumun dibine.
Ben kendi gölgemle helalleşip çekildim tenhadaki o mahşere;
Kendi denizimde boğuldum da, serptim o tuzu sızlayan her yerime.
Affetmekten yoruldum, anlamaktan ve beklemekten,
Ruhumu çürüttüm hep başkasına çiçek vermekten.
Kusura bakmasın kimse(ya da baksın),
ayna kırıldı,
Vazgeçtim dün/bugün/yarın;
hem kendimden, hem de sevmekten.
Benim içimde bir yetimhane vardı, herkesi uyuttuğum
Şimdi o ranzalar boş, pencereler isli ve soğuk. Gözyaşımı kendi avcumda biriktirip sustuğum,
O dipsiz kuyularda yankılanıyor artık bu boğuk soluk.
Cebimde biriktirdiğim merhamet taşları ağır geliyor,
Yürüdüğüm yollar, kendi gölgemden bile dar.
İyilik dedikleri; ruhun sırtına saplanan bir ok, biliyorum,
Artık ne bir bekleyişim, ne de kimseye verecek bir masalım var.
Gönlümün haritasını yırttım, yollar artık adsız, Gemilerim kendi yangınında sükutla batıyor. Herkesin kalabalığı kendine kalsın,
İçimdeki o yorgun çocuk, sadece kendi hıçkırığında yatıyor.
5.0
100% (2)