2
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
343
Okunma
Sözünü kes ki; hakikat nefes alsın...
Dilimdeki paslı kilit, meryemî bir suskunluğun ilk ve son harfidir.
Hangi kitaba el bastıysam, harfler döküldü avuçlarımdan,
Ağzımın kenarında kıvranan o çığlık huzmesi,
Bir şeb-i yel dâ gibi çökerken göğsümün bozkırına,
İçimde binlerce neyzen, nefesini kaybetmiş bir feryada üflüyor.
Etrafımda semah dönen bu uğultulu kalabalık,
Etekleri rüzgârla değil, pişmanlıklarla şişen dervişler gibi,
Bir devr-i daim içinde, merkeze hep o boşluğu koyuyor.
Ben ki; söz kestim, sözümü kestim,
Bıçağın sırtında yürüyen bir vaveylâ gibi kendimi ikiye böldüm.
Gözlerimde hüzün-i dâim, ellerimde ise koparılmış bağlar,
Sessizlik, artık bir tercih değil, ruhumun büründüğü o ağır hil’at.
Kelimeler, ağzımın içinde patlamaya hazır birer volkan,
Ama ben, lavları kalbine akan bir dağ gibi beklemeyi seçtim.
İnsan, en çok sustuğu yerden kırılırmış meğer,
En çok sustuğu yerden kurarmış o aşılmaz surları.
Kırık bir testi gibi sızdırırken hayatı,
Lâ-edrî bir şairin hiç yazılmamış mısrasıyım şimdi.
Kestim bütün sesleri, kestim dünya ile aradaki o ince teli,
Çünkü biliyorum; en gürültülü fırtınalar,
Hep o en derin kuytularda, meryemce bir suskunlukla başlar.
Kendi sesini kurban eden bir dilsiz gibi, bu sessizliğin celladı da benim, sultanı da.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.