3
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
122
Okunma
"Sana Sonbaharımda Kal Bile Diyemedim" Şiirine
*
("Puslu lâmbalar gibi yakarım düşlerimi")
ışığı var ama yolu yok.
Geceyi aydınlatmaz,
sadece
karanlığın yerini ezberletir.
Camı is tutmuş bir umut bu,
üflesen sönmez,
bakmaya kalksan yakar.
Ben böyle öğrendim beklemeyi:
bir şey olacakmış gibi
olmamasına alışarak.
Düşlerim yanar,
ama ateş değiller.
Daha çok
üstü örtülmüş bir sızı.
Kimse görmesin diye
loşta tutulmuş.
Ve sabah olunca
ilk sönen
hep onlar olur.
("Toprak beni çağırır kucağına her akşam")
sanki gün boyu taşıdığım ağırlığı
ancak o anlayacakmış gibi.
Ayaklarımda biriken suskunluğu
sessizce alır benden,
söz istemez,
hesap sormaz.
İnsan yorulunca
anne olur toprak;
üstünü örter,
adını unutmaz
ama seslenmez de.
Ben her gece
biraz daha yaklaşırım ona,
o hiç acele etmez.
("Her gece bilinmeyen bir âyine başlarım")
adı yok, duası eksik.
Ne secdeye benzer
ne isyana;
daha çok
kendimden özür dilemek gibi.
Işığı kısık bir mum yakarım içimde,
alevi titrek,
niyeti kararsız.
Sözcükler diz çökmez,
sadece susar.
Kapısı olmayan bir eşiğe varırım,
geri dönsem
beni tanıyan yok.
İleri gitsem
ben kalmıyorum.
Bu yüzden her gece
aynı yere başlarım:
bilmediğim bir âyine,
ama ezberimde
yalnızlık var.
("Sevgi midir, kuşların göçerken aradığı")
rüzgârın peşinden sürüklenen kanat izi mi
yoksa
dönüş yolunu bilen yalnız bir pusula mı?
O, görünmez bir harita gibi
yer değiştirir gökyüzünde;
bir dal, bir bulut,
bir kuytuda bekleyen sessizlik
her şeyi hatırlar.
Ve biz, yerde duran insanlar,
sadece bakarız.
Anlamaya çalışırız
o uçuşta kaybolan
görünmez yuvayı.
("Balıklar her denizi sevdaya vatan bilir")
akıntının yönü, dalganın sesi
hiç umurlarında değildir.
Onlar için deniz
sadece bir yol,
bir memleket,
bir sığınak.
Biz insanlar gibi sınırlar çizmezler,
bayrak dikmezler dalgaların üstüne.
Aşkın rengi mavi,
ölçüsü derinliktir.
Ve ne kadar büyük bir fırtına koparsa koparsın,
balık bilir:
vatan, kalbin attığı yerdedir.
("Ben yine tanyerinde, boynu bükük ve mâsum")
güneşin uyanışına karşı
suskun bir itiraf gibi duruyorum.
Dallar hâlâ rüzgârı bekliyor,
toprak hâlâ ayaklarımı tanımıyor.
Her sabah yeniden başlıyor her şey,
ama ben
hep aynı yerde,
aynı duruşla
kendimden özür diler gibi.
Gözlerimde kırılgan bir ışık,
kalbimde sabahın tedirginliği;
ve ben,
her yeni güne rağmen,
mâsumiyetimi
ve boynumdaki yükü taşımaya devam ediyorum.
("Yosunların ardında ararken gözlerini")
suya gömülmüş bir sır gibi kayboldu her şey.
Işık kırılıyordu dalgaların içinden,
ama senin bakışın,
suyun derinliğinde saklı bir yıldız gibi,
asla tam görünmüyordu.
Parmaklarım suya değdiğinde
titriyordu dünya,
ve ben fark ettim:
ararken bulamamak,
bazı sevdaların kaderiymiş.
Gözlerini yosunların arasında aradım,
ve her dalga
bir hatırlatma gibi geldi:
sevgi, bazen görünen değil,
saklanan şeylerde yaşarmış.
("Kanayan feryâdımı bul")
ama ağır olsun,
taş gibi, gövdesiyle sürünsün yere.
Sessizlik ağır,
nefes ağır,
ve ben hâlâ
bu gövdeyle feryadımı sürüklüyorum
yere,
kara toprağa,
kendi kendime.
Bulursan elini uzatma;
dokunmak kırar,
çünkü ağır olan
sadece söz değil,
taşınmış bir ömürdür.
Ve feryadım…
o kadar ağır ki,
sana ulaşmadan önce
dünyayı ezip geçer.
("Bir yangını emziren semenderin kalbinde")
ateş ve su aynı anda nefes alır.
Ve biz insanlar,
o yangını göremeyiz;
sadece kalbinde saklanan
küçük mucizeleri hissederiz,
ateşin sıcaklığında titreyen.
("Yanına cesedimi al")
ama beden sanma;
adını yitirmiş bir ağırlık bu,
yaşadığım yerlerden geriye kalan.
Nefesimi değil,
suskunluğumu koy yanına.
Kalbim hâlâ çalışıyor
sadece
dünyayla olan mesaisini bitirdi.
Toprağa değil,
hatıraya yatır beni.
Üstümü örtme;
ışık girsin,
çünkü karanlık
zaten yeterince gördü.
Yanına cesedimi al,
dönüş bileti istemeden.
Ben ölmedim;
yalnızca
hayatı yanlış yerinden
taşıyorum.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.