0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
37
Okunma
Yarını beklemiyorum artık,
ama masasını hazırlıyorum.
Boş bir sandalye bırakıyorum karşıma,
oturursa konuşabilsin diye.
Kalemim ucu kırık,
yazmaz ama tutuyorum elimde.
Kimi zaman bir eşya,
yalnızlığın tanığıdır sadece.
Perdeyi rüzgâr kaldırıyor yine,
bu kez
arkasında bir kaplumbağa var
perdeyle kavga ediyor usulca.
Kazanamayacağını biliyor,
ama yine de
başını çekmiyor.
Çünkü bazı varlıklar
kaybetmek için değil,
var olmak için direniyor.
İçim hâlâ susturulmuş bir şehir,
ama artık
bir sokak lambası yanıyor uzak bir köşede.
Göz kırpar gibi,
tam da sol gözüm seğirdiğinde.
Yastığım aynı,
ama rüyalar
farklı perdeler açıyor bu gece.
Daha kalın değil,
sadece
biraz daha katlanmış.
Pencereden bakıyorum:
gece sokak lambasıyla flört ediyor,
rüzgâr hâlâ eski sevdalarını anlatıyor perdelere,
kaplumbağa hâlâ orada.
Galiba bu kez,
perdeyi biraz oynatabildi.
Ve ben,
ellerimde bugünün kırıntıları,
bir çay kaşığı uykusuzlukla
yarını hecelemeye başlıyorum.
Ya
rı
nı.
Harfleri ağır,
ama düşmüyor elimden.
Belki sabaha
bir ses olur,
belki olmaz.
Ama bu kez
“belki” bile
yarından daha sıcak.
Ve bil ki,
en sonunda
yaşam
gelmeyecek olanı beklemek değil,
gelirse hangi şiiri okuyacağını bilmektir.
Bugün bitti.
Yarın?
Kaplumbağa karar verirse
o da gelir.
Ama ben
geldiğinde onu
bir dizeyle karşılayacağım.
Kısa,
ama yerini bilen bir dizeyle:
“Sen gelmedin, ama ben yine de yazdım.”
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.