0
Yorum
2
Beğeni
4,0
Puan
21
Okunma
Güven dediğin şey kırıldığında, özür yetmez…
Çünkü kırılan sadece bir söz, bir an ya da bir davranış değildir.
Kırılan; inandığın bakışlar, sığındığın ses tonu, “yanımda” dediğin bir kalbin varlığıdır.
Ve en acısı da şudur: O anla birlikte sen de eksilirsin.
Birine güvendiğinde, kendinden bir parça bırakırsın ona.
Savunmasız yanını, susarak anlattıklarını, kimseye göstermediğin yaralarını…
O yüzden güven, basit bir yanlışla yıkılmaz;
Ama yıkıldığında, altında kalan yalnızca ilişki olmaz, sen de kalırsın.
Özür gelir sonra.
Geç kalmış, çaresiz, belki samimi…
Ama artık o özür, yerini bulmaz.
Çünkü sen, eskisi gibi dinleyemezsin.
Eskisi gibi inanamazsın.
Eskisi gibi “olabilir” diyemezsin.
Aynı cümleler kurulur,
aynı sözler verilir belki.
Ama sen artık o sözlerin içini dolduracak hayallere sahip değilsindir.
Gülüşün temkinlidir, susuşun derindir.
Kalbin, bir daha aynı yerden incinmemek için kapılarını yarım kapatmıştır.
Güven kırıldığında insan, karşısındakini değil;
kendi saf halini kaybeder.
“Ben yanılmışım” demek,
“Ben fazla inanmışım” demek,
insanın kendine attığı en ağır cümledir.
Artık ne kadar çabalansa da,
ne kadar “düzelir” dense de,
içinde bir yer hep tetikte kalır.
Çünkü bir kere öğrenmiştir kalbin:
En çok güvendiğin yer, en derin yarayı açabilir.
İşte bu yüzden özür yetmez.
Çünkü özür, yapılanı kabul eder;
ama kaybolanı geri getiremez.
Ne o eski sen geri gelir,
ne de kalbin bir daha aynı cesaretle açılır.
Güven kırıldıysa,
geriye sadece sessiz bir mesafe kalır.
Kalabalık cümlelerin arasında büyüyen,
adını koyamadığın bir uzaklık…
Ve insan, en çok da bunu affedemez.
Çünkü bazı kırıklar onarılmaz, sadece taşınır.
Ve insan, taşıdığı her kırıkla biraz daha ağırlaşır hayata karşı.
Eskiden kolay gelen şeyler zorlaşır;
inanmak, beklemek, umut etmek…
Artık sevinçler bile temkinlidir.
Bir mutluluk geldiğinde bile kalbin önce sorar:
“Ne kadar sürecek?”
Çünkü güvenin yıkıldığı yerde, süreklilik duygusu da göçer.
İnsan, karşısındakini affetse bile
içindeki şüpheyi susturamaz.
Bir kelimenin altını kurcalar,
bir sessizliği büyütür,
bir gecikmeyi bin ihtimale böler.
Bu kötülük değildir;
bu, öğrenilmiş bir savunmadır.
Güven kırıldıktan sonra ilişkiler aynı evde yaşar
ama aynı yerde durmaz.
Yan yanadır belki bedenler,
ama kalpler arasında görünmez duvarlar vardır.
Sorulmayan sorular,
yutulan cümleler,
yarım kalan bakışlar…
Ve insan en çok da şuna üzülür:
Eskiden anlatmadan anlaşıldığı şeyleri,
şimdi anlatmak bile yetmez olur.
Çünkü güven, anlamanın anahtarıydı;
o anahtar kaybolduğunda,
kapılar kilitlenmez ama bir daha da tam açılmaz.
Bazen dersin ki “geçti”.
Ama bir gün aynı koku,
aynı kelime,
aynı ton…
Her şeyi yeniden hatırlatır.
Meğer geçmemiştir;
sadece susmuştur acı.
Güven kırıldığında, insan yalnız kalmaz;
yalnız hissetmeyi öğrenir.
Kalabalıklar içinde bile,
içinde kimsenin dokunamadığı bir boşluk taşır.
Ve o boşluğu artık kimseye emanet etmek istemez.
Çünkü bilirsin:
Bir kere yıkılan şey,
bir daha aynı yerden kurulmaz.
En fazla, daha mesafeli,
daha temkinli,
daha eksik bir hâliyle ayakta durur.
Ve işte tam burada anlarsın:
Bazı vedalar söylenmez,
bazı ayrılıklar yaşanır.
İnsan gitmese bile,
kalbi çoktan çekip gitmiştir.
4.0
100% (1)