1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
19
Okunma
1
Gül-î Rânâ eşliğinde bir deneme.
2
(İzini sürdüğüm o sessiz bekleyişin ardından)
"Bir" kıyısında unuttum kendimi
ismi unutulmuş bir şehirde
kapı eşiğinde bekleyen bir gölgeydim belki
ne gelen belliydi,
ne gidenin ayak sesleri.
Bir dua değdi içime,
duyulmadan edilen cinsinden.
Ne ağız vardı ne ses,
sadece içeride bir şey yanıyordu.
Gözlerinde çoğalan bir karanlıkta
kendimi aradım.
Gizlice konmuş bir bakıştın rüyama,
yüzünü görmedim ama
yokluğun bir yerime denk geldi.
Gecenin tam ortasında
bir kandil gibi titredin
ama ışık değildi ihtiyacım
sadece
orada olduğunu bilmek.
Bir dua değdi içime,
susarak çağırdığım cinsinden.
Sana dair söylenmeyen her şey
kalbimde yer etti.
Kelimelere dokunmadan
yazılmış bir mektup gibi
geldin içime,
kimin gönderdiği belli olmayan
bir iç çekişle…
Ve hâlâ
içimde tuttuğum o tek şeysin:
İnanmadan beklediğim,
ama bekledikçe inandığım...
3
(“Hamuş”un dilinden...)
Unutmak sandığın şey,
bazen bir çekmecede bırakılmış
mendil kadar kokulu kalıyor.
Kimin silindiği belli olmayan
bir ağlamanın izleriyle…
Ben oradaydım.
Ne gelenin sesi,
ne gidenin ayak izi bendim.
Bir eşyaya tutunmuş gölge gibi
bir sehpanın bacağına çarpıp
acıyan çocukluk kadar
kalpten.
Gözlerine sığmayan
bir sessizlikte bekledim seni.
Kandil sönmüş de
dumanı hâlâ tül gibi
dolanıyor içerimde.
“Beni gören oldu mu?”
diye sordum aynaya
sustu.
Çünkü ben
çoktan senin unuttuğun yerde
bir vav gibi eğilmiştim.
Adını hiç anmadım.
Ama her şeyin adı sendin.
Bir yudum eksik kaldım
hep,
çünkü yokluğun
yudum yudum dökülüyordu içime.
Sen bilmiyorsun,
ama ben her gün
biraz daha
senin olmadığın bir adam oldum.
Ve bu şiir
bu,
hiç yazılmamış bir mektubun
zarfına sakladığım
tek bakışın olsun.
5.0
100% (2)