1
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
122
Okunma
Uzak bir şehrin gariban bir semtinde yaşardı Semiha Teyze. Hayat ona gülmemişti; oğlu ile gelinini bir trafik kazasında toprağa verdiği gün en ağır imtihanını yaşamıştı. Onlardan geriye, henüz dünyayı tanımaya fırsat bulamamış iki güzel torun kalmıştı. Acısını içine gömdü, çünkü ağlayacak vakti yoktu. O iki can artık onun hem nefesi hem de sorumluluğuydu.
Mahalle yoksuldu ama Semiha Teyze’nin kalbi zengindi. Bir lokma ekmeği üçe böler, önce torunlarına uzatırdı. Sabahları onları dualarla uğurlar, geceleri şükürle karşılardı. Yıllar geçti, saçları ağardı, elleri nasır tuttu ama torunları büyüdükçe yüreğindeki hüzne umut karıştı.
Gün geldi; biri polis, diğeri subay oldu. Üniformalarını gördüğünde döktüğü gözyaşları acının değil, gururun gözyaşlarıydı. Yokluğun içinden iki vatan evladı yetişmişti. Ardından kader onları bir kez daha sınadı; iki kardeş aynı ay içinde doğu görevine atandı. Semiha Teyze “Vatan sağ olsun” dedi, korkusunu seccadesine bıraktı.
Bir gece rüyasında oğlunu, gelinini ve torunlarını bir gül bahçesinde gördü. Sabah namaza kalktığında içinde tarif edemediği bir hüzün vardı. Akşam üzeri kapısı çalındı. Gelenler acı haberi getirmişti. Kahraman torunlarının şehadetine yüreği dayanamadı; emaneti emanet sahibine teslim etti.
Mahalleye büyük bir hüzün çöktü. İki kahraman vatan evladı ve onları sevgiyle büyüten Semiha Teyze, yan yana dualarla uğurlandı. Ardında ne mal ne mülk bıraktı;
bir vatana onur, bir millete gurur ve kalplere kazınmış hüzünlü ama onurlu bir hikâye bıraktı.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.