1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
32
Okunma
Didem Madak’ın Güzel Anısına
Bir kız çocuğu vardı,
çantasına taş yerine dualar doldurmuş,
elleri yağmurluğunun cebinde,
korkudan değil,
eksilmiş bir şefkatin izini taşıdığı için.
İlk sarsıntıyı mavi ojeli bir kadının
göz kapaklarında yaşadı;
kadın öldü,
ama saçlarının kokusu kaldı
eski bir defterin arasına sıkışmış.
Kütüphaneler tanıktır:
bir annenin yokluğuyla
çürümüş cümleleri toplamaya çalışan
çocuklar,
yalnızlığı oyuncak zannedip
balkonlara salıncak kurarlar.
Bazı evler vardır,
kapıları gıcırdamaz ama
duvarları konuşur
bodrum katında bir kadın
kendine ait dili arar.
Sözcükler bazen,
çamaşır suyu gibi yakar
göğsün orta yerini.
Bir adamın gölgesine sığındığında
kadın olmaya zorlandığını fark etti,
aşk sandığı şeyin
baş harfi hep eksik kaldı.
Mutsuzluk bir örtü gibiydi,
üzerine çektikçe
çocukluğundan sızan gözyaşlarıyla
daha da ıslandı.
Gül ağacının dikenleri
onun dua şekliydi artık.
Üç yıl sustu.
Üç yıl konuşmadı.
Üç yıl yalnızlıktan
bir kelebek evi inşa etti
ruhunun içinde.
Sonra biri çıktı geldi.
Ona “Maviş” dedi.
Anne gibi bakıyordu gözleri.
Ama sarılmakla geçmeyen şeyler vardır;
bazı eksiklikler
sadece susarak anlatılır.
Bir gece,
yıldızlara bakarak
hiçbir şey söylemeden çıktı evden.
Arkasında bir not bıraktı:
“Sadece yazacağım. Çünkü başka ne yapabilirim?”
Biraz hukuk,
biraz kalabalık,
biraz mahalle
ama en çok da
bir çocuğun iç çekişi
ve bir annenin suskunluğu kaldı geriye.
Sonra bir kız çocuğu doğdu,
tıpkı annesi gibi
adını bir ölüden aldı.
“me” diyerek ağladığında
dünyadaki tüm sözcükler
o sese dönüştü.
Kadın,
iki kişilik bir yalnızlığa
mutlu olduğunu sanarak tutundu.
Sonunda
bir çiçek çizdi avucuna,
biraz kurdele,
biraz gözyaşı,
biraz parıltı.
"Sen şair olma" dedi,
"Ben oldum çünkü
bir anne eksildi benden."
Ve yıldızlı bir geceye
tırnaklarının ucu
şiir olup değdi.
Ama kimse fark etmedi.
Çünkü o,
acıya bile güzel adlar takanlardandı.
5.0
100% (2)