5
Yorum
28
Beğeni
5,0
Puan
150
Okunma
“her aşk kendi yarasını taşır daima,
her yara kendi ışığını.”
I. Geceyi Çalkalayan Bir İç Çekişle
(bir kayboluşun iç monoloğu)
Hâlâ göğsümde
yaslanacak bir rüzgârın gölgesi var,
bir cümle dönüp durur içimde:
“ah ne çok sevdim seni, ne çok düştüm kendime…”
Bak,
bu şehir içimde ağır bir kapı gibi kapanıyor artık,
alnında biriken gölgelerle boğuşuyor insanlar.
senin sesinse eski bir şarkı,
sustuğum yerlerin ortasında
ince bir çizik gibi titreşiyor.
ben seni
sokak lambalarının hafif sarı utancında aradım,
dar bir sokakta tutulmuş nefes gibi.
Öyle bir maviye dönüyordu ki saçların,
ben bile şaşırıyordum
kendi içimdeki karanlığa.
Belki de bütün mesele buydu:
ben hep geç kalan bir adamdım kendime,
sen hep erken gidiyordun hayata.
ve şimdi
kaldığımız yerin bütün susuşlarından
kırık bir melodi devşiriyorum kendime;
sen yine uzaklarda bir şiiri eksik okuyorsun,
ben yine bir salkım yalnızlığı çoğaltıyorum içimde.
Ama bil:
yitirdiğim her şeyin ortasında,
bir sen kalıyorsun.
Usulca…
düşünceyi giyinmiş bir sessizlik gibi.
///(Bazı geceler konuşarak başlar, susarak biter.)///
II. Sokağın Ucunda Firar Eden Bir Sessizlik
(suskun bir karşılaşmanın kaydı)
bir akşamüstüydü
bütün caddeleri mavi bir dalga dolaşıyordu—
şehir dediğin bazen insanın yüzüne çarpar,
bazen de koynuna saklar onu.
sen geliyordun işte o anda:
evet, sanki bir parça eksik yazılmış bir dizeydin,
içimde tedirgin bir umut gibi geziniyordun.
o ağır, o sarmal sessizliğinle.
sana baktığımda
düşüncelerimdeki o eğik çizgi tamamlanıyordu kısmen;
çünkü sen
hem kalabalığın orta yerinde bir yalnızlık,
hem de susmanın en berrak haliydin.
biz o akşam
yürüdük sokağın karanlık kaldırımlarında.
ben düşüncelerini saklamaya çalışan
kırık bir telaşı taşıyordum,
sense
her şeyi sükûnete çeken
o tuhaf, o derin sabrı.
her gece, bir başka gecenin ağırlığını taşır içinde;
her bakış, başka bir suskunluğun izini.
sen de öyleydin işte:
sanki unuttuğun bir anıyı
yavaşça hatırlıyormuş gibi.
ve sonunda
bir kahvehanenin gölgeli kapısında durduk.
ben sana hiçbir şey söylemedim.
zaten gerek de yoktu:
sen susunca şehir daha gürültülü oluyordu,
ben konuşunca gece biraz eksiliyordu.
böylece anladım
her aşk kendi yarasını taşır daima,
her yara kendi ışığını.
biz de orada bıraktık kendimizi:
sen sessizliğe,
ben gecenin kenarına.
///(Gece bitmez; yalnızca varlığın tonu değişir.)///
III – Sabahın Eşiğinde Çözülen Karanlık
biraz sonra
gece kendi içinden yorulacak,
ışık, yavaş bir utanç gibi
pencerelerin omzuna dokunacak.
ve biz,
suskunluğun içinden geçip
iki ayrı zamana dağılacağız belki.
şimdi sen
sabahın ilk serinliğinde
adını yeniden bulacak bir şehir gibisin;
ben ise
gecenin cebinde unutulmuş
son sıcaklığı saklayan bir gölge.
biliyorum,
her karanlık kendine bir sabah hazırlar,
her susuş, içinde bir vedayı taşır.
sen yürürken
sokaklar açılacak önünde,
ben dururken
zaman biraz daha ağırlaşacak omzumda.
artık sesin
ne bir şarkı,
ne bir çizik kadar yakın;
daha çok
uzaktan gelen bir ışık gibi,
bakınca var,
dokununca dağılan.
ve anlıyorum:
gece bize her şeyi söyledi,
sadece kalmamızı istemedi.
şimdi
sen günün tarafına geçiyorsun,
ben gecenin anısına.
aynı sessizlikten çıkıp
iki ayrı aydınlığa.
birimiz sabaha uyanarak,
birimiz geceden uyanarak.
///(İnsan, bir geceden ancak bir anlam çıkararak kurtulur.)///
5.0
100% (12)