0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
143
Okunma
Ben sana yürekten inandım.
Gözlerindeki o sahte olmayan parıltıya, sesindeki titremenin masumluğuna inandım.
Bir insanın ancak gerçekten hissediyorsa böyle bakabileceğini, böyle konuşabileceğini sandım.
Meğer sen bakmayı da konuşmayı da ezberlemişsin.
Ben hissettim, sen oynadın.
Sevgime ihanet ettin.
Ama öyle sıradan bir ihanet değil bu…
Kalbimi oyaladın, umutlarımı meşgul ettin, güvenimi parça parça söktün içimden.
Ben seni gerçek bildim, sen beni kandırmayı seçtin.
Ben dürüstlüğümü ortaya koyarken, sen yalanlarını ustaca sakladın.
Ben gerçektim.
Eksiklerimle, korkularımla, bağlılığımla…
Sen ise koca bir yalandın;
Zamanla büyüyen, kök salan, her yere bulaşan bir yalan.
Ben kalbimi açtım, sen o kapıdan içeri oyunlarınla girdin.
En acısı da ne biliyor musun?
Ben seni severken kendimden vazgeçtim,
Sen beni sever gibi yaparken kendinden bile sorumlu değildin.
Ben geceleri düşünürken, sen gündüzleri inkâr ettin.
Ben mücadele ettim, sen kaçmayı tercih ettin.
Ve sonunda bana çok acı bir ders bıraktın.
Kimseye inanmamayı öğrettin.
Bir insanın gözlerine bakıp “burada samimiyet var” demenin ne kadar tehlikeli olduğunu öğrettin.
Bir kalbin bu kadar kolay harcanabildiğini,
Bir sözün bu kadar değersiz olabildiğini öğrettin.
Şimdi içimde kırık bir güven,
Yaralı bir kalp
Ve suskun bir yorgunluk var.
Ben hâlâ gerçeğim…
Ama senin yüzünden artık daha yalnız, daha temkinli, daha sessizim.
Ve bil ki;
İnsan birini kandırabilir,
Ama birinin kalbini kandırmanın bedeli ağırdır.
Ben seni affetmesem de geçerim,
Ama sen bu ihanetle kendi aynanda ömür boyu yüzleşirsin.
Ve zaman geçti.
Ama acı geçmedi.
Çünkü bazı yaralar zamanla iyileşmez, sadece insan onlarla yaşamayı öğrenir.
Ben her gün biraz daha sustum,
Biraz daha içime kapandım.
Çünkü seni anlatmak bile yeniden kanatıyordu içimi.
Senin yüzünden sevgiyi sorguladım.
İnsan birine bu kadar inanırken nasıl bu kadar aldatılabilir diye sordum kendime.
Sorunun cevabı bende değildi,
Ama bedelini ben ödedim.
Ben sana “gel” dediğimde bir ömür uzattım,
Sen bana “kal” derken bile gitmeye hazırdın.
Ben ciddiyetle bağlandım,
Sen cümle aralarına sakladığın kaçış planlarınla yaşadın.
Kalbimi yordun.
Umudumu kirlettin.
Bir insanın başka bir insana bırakabileceği en ağır mirası bıraktın bana:
Güvensizlik.
Artık biri güzel baktığında irkiliyorum,
Tatlı konuştuğunda şüpheleniyorum.
Çünkü sen bana öğrettin;
En çok “seni anlıyorum” diyenlerin,
En iyi yalan söyleyenler olduğunu.
Ama şunu unutma…
Ben yıkıldım diye yok olmadım.
Kırıldım diye küçülmedim.
Sen beni yaraladın,
Ama kendimi kaybetmedim.
Günün birinde adım geçtiğinde bir cümlede,
İçinde bir sızı olacak.
Çünkü sen bir kalbi incittin,
Ve o kalp seni gerçekten sevmişti.
Ben artık seni suçlamıyorum.
Çünkü senin kapasiten buydu.
Derinlikten korkan herkes gibi yüzeyde kaldın.
Ben okyanustum,
Sen kıyıdan öteye geçemeyen bir cesarettin.
Ve şimdi…
Ben susuyorum.
Ama bu suskunluk yenilgi değil.
Bu, kendime verdiğim en büyük söz.
Bir daha kimseye kalbimi anlatırken,
Bu kadar kör olmayacağım.
Bir daha kimseye inanırken,
Kendimden vazgeçmeyeceğim.
Sen bana kimseye inanmamayı öğrettin, evet.
Ama ben bu dersten şunu öğrendim:
Herkese değil…
Sadece hak edene güvenilir.
Ve artık biliyorum…
İhanet, bir anda yapılmaz.
Önce alıştıra alıştıra sevilirmiş gibi yapılır,
Sonra yavaş yavaş vazgeçilirmiş gibi susulur.
Sen kalbimi bir durak sandın,
Dinlendin, oyalandın ve geçip gittin.
Ama bilmediğin bir şey var:
Ben orada yaşadım.
Şimdi bende ne sana dair bir beklenti var,
Ne de yarım kalan bir cümle.
Sen kendinle kal,
Ben kendimle iyileşirim.
Ve şunu aklından çıkarma:
Ben seni kaybetmedim.
Sen, seni gerçekten seven tek ihtimali kaybettin.
Ben gerçektim.
Sen yalandın.
Ve gerçekler,
Eninde sonunda
Yalanları gömer.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.