0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
49
Okunma
Bizim mahallenin en yaşlısıydı Rasim Amca,
Beyaz sakalında zamanın külü,
Ak saçlarında suskun yılların yükü vardı.
Yiğitti…
Hem de sessizliğinden belli olacak kadar.
Yüzünde,
Ömrün sert rüzgârlarının açtığı derin yarıklar,
Yüreğinde anlatmakla tükenmeyecek
Uzun mu uzun hikâyeler saklıydı.
Bakışlarında koca bir enkaz uyurdu sanki,
Ama geçmişe dair tek kelime etmezdi.
Her sabah gün doğmadan kalkar,
Bir süreliğine bu dünyadan kaybolurdu.
Nereye giderdi, kimse bilmezdi,
Bilsek de soramazdık;
Çünkü bazı yollar soruyla açılmaz.
Gel zaman, git zaman…
Bir pazar sabahı gördüm onu,
Üzerinde şık bir elbise,
Saçları özenle taranmış,
Yüzünde alışık olmadığımız bir telaş.
İçime bir merak düştü,
Bu kez peşinden gittim.
Uzun bir yolu sessizce yürüdü,
Adımları mezarlığın kapısında durdu.
Rasim Amca,
Çeşmeden avuçlarına biraz su aldı,
İki mezarın yanı başına çöktü usulca.
Orada yatanlar,
Yıllar önce bir trafik kazasında
Hayattan kopan
Karısı ve oğluydu.
Ve o gün…
Oğlunun doğum günüydü.
Koca yürekli Rasim Amca,
Bir anda küçüldü gözlerimde,
Tıpkı kaybolmuş bir çocuk gibi.
Onların ölümünden kendini sorumlu tutuyor,
Affı olmayan bir mahkûm gibi
Kendine bağırıyordu.
Ne ağır bir yüktü taşıdığı,
Ne sessiz bir çığlıktı bu.
İşte o gün anladım ki;
Bir insanı yüzündeki çizgiler anlatmaz,
Asıl hikâye
Kalbinde susturduklarındadır.
Kimin ne yaşadığını
Ancak yüreğinde neyi yaşattığını bilirsen
Gerçekten anlarsın.
5.0
100% (2)