0
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
74
Okunma
Kalemi, kâğıdı bilmezdim senden evvel, yâr,
Aşkı şiirin bahânesi sanır, geçerdim.
Meğer şiir bahâne değilmiş aşka,
Aşk imiş şiirin kana bulanmış ikrârı.
Bir gönül ki adını bilmezdi kelâmın,
Bir bakışınla lügat öğrendi.
Sükûtla başlayan hâlim
Adınla mısraya döküldü.
Gezdirilmiş aşk arşını Halep’ten Şam’a,
Bilmezler, dağların doruğundan yüceydi sevdam.
Görse Yunus Emre beni,
Bir nefesini bağışlardı şiirine.
Karacaoğlan duysa adımı,
Bir güzeli eksiltir, beni eklerdi türküsüne.
Derlerdi:
“Bir naz uğruna
Ağzını bıçak açmayan bir delikanlı var.”
O delikanlı, yâr için diyar diyar gezerdi,
Yolu çöl, yoldaşı firâk, azığı ümitti.
Elinde kalem değil, kader vardı;
Kâğıt değil, alın yazısı.
Gönlünde bir tek niyet: sen,
Düşlerinde yarım kalan bir nazlı.
Ey gök!
Çöksen de üstüme, kubbelerin altında kalsam,
Yârimin yokluğundan
Daha fazla acı veremezsin bana.
Görseydi beni Fuzûlî,
Leylâ ile Mecnûn’u yazmak yerine
Bir tek nazlıyı yazardı benimle.
Çünkü benim sevdam
Akla değil, cana dokunur.
Zaman akar, durmaz;
Saatler beni değil, seni sayar.
Her gece ağlamaklıyım,
Aklımda tek isim: sensin yâr.
Ayın şavkı vurur gözlerime ince ince,
Dil susar, göz yaşar,
Ama gönlüm konuşur;
Feryâdım sükûtu bile yaralar.
Duy beni ey içimi ısıtan güneş,
Yârimin bir nağmesi
Senden bin doğuşa bedel.
Geceye nur saçan ay, sen de bil:
Yârimin şavkı
Seninkinden bin kat yücedir.
Ben şiiri aşka yazmadım,
Aşk beni şiire yazdı.
Ve bu satırlar
Bir sevdanın
Kanla mühürlenmiş ikrârıdır.
5.0
100% (7)