2
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
93
Okunma
Şimdi sırttayım, yine sene doldu;
mabedin kapısındaki kavaklar yele doydu.
Basamaklar suskun, izler eski.
Avluda taş divan, önünde eski bir sehpa.
Duvarın yüzü güneşe dönük,
arka yanı zamana…
Kapı aralık, kilit yorgun;
eşik bekler.
Ne geleni var,
ne geçeni…
Her şey yerli yerinde,
geçmiş gitmiş onca sene…
Oturdum taş divana,
sehpa da eski bir testi.
Haramı, helali iyi bilirdi bu
“testinin sakisi”.
Vaktiyle her sabah aynı saatte açılırdı kapı,
güneş duvara vurmadan.
Adımları basamaklara uyardı;
ne hızlı, ne geç…
Son basamakta dururdu,
ne üzgün, ne güleç.
Şimdi testideki izlere dalarım.
Bu mekân, bu koku,
bu taş divan, bu hava
seni konuşur bana…
Konuşur ama adını anmaz;
çünkü zaman,
isimleri çoktan aşmıştır.
Söz duvarda kalır,
geri çağrılmaz.
Şimdi vakit, yıl boyunca
yağmurla dolan emaneti
kabre dökme vakti—
ne eksik, ne fazla…
Belki bir yıl daha geçer,
belki geçmez.
Takvim kapının önünde durur,
sayfa çevrilir.
Kavaklar yine rüzgârı tanır,
taş yerini bilir.
Eşik beklemeyi sürdürür,
çağırmaz…
Bir vakit daha dolarsa,
aynı günün içinde,
aynı saat yaklaşırsa—
bilmem…
Burada zaman söz verir mi,
seneye
buluşmaya?
Turgay kılıç
28/12/2025
14:28
5.0
100% (7)