0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
88
Okunma
Kapısı sürgülenmiş bir evdir mazi,
Çalsan da artık açan olmaz…
Ben yine de gecenin en ağır yerinde
O kapıya yaslanır,
Çatlaklarından sızan tozuna bile selam veririm;
Çünkü bilirim,
Her toz zerresi bir ülkenin unutulmuş nefesidir.
Gurbet, omzumda bir yabancı gibi duruyor şimdi;
Ne tam dost, ne tam düşman—
Bir sınır çizgisinin soğuğunda büyümüş,
Bir pasaport damgasının iç sesine dönüşmüş,
Uzaktan bakınca bile acıyan bir yara.
Sürgünlük,
Bir insanın cebinde taşıdığı en ağır taşmış meğer.
Nereye gitsem, ceplerim şakırdar:
Toprağından kopmuş bir dil,
Kuruyan bir aksan,
Gözlerimde titreyen bir sokak lambası,
Adı hâlâ yasaklı bir şehrin rüzgârı…
Hasret dediğin,
Bir ülkenin sessiz ağlamasıdır bazen;
Bir annenin pencerede bekleyişi,
Bir kardeşin büyüyüşünü uzaktan izleyişin,
Bir ismin artık fısıltıyla anılışı.
Hepsi acıtır.
Hepsi kimsesiz bir gecenin en eski türküsünü hatırlatır.
Ayrılık…
Sanki sınır kapılarının paslı demiridir;
Her dokunduğunda elini kestiğin,
Ama yine de tutmaktan vazgeçemediğin…
Çünkü insan, sevdiğini ardında bırakırken
Kendinin yarısını da bırakırmış.
Bir politik ağırlık çöker omzuma bazen;
Çünkü bu hikâyenin yarısı benim değil,
Yarısı tarihin dayattığı bir sürgün defterinde yazılı.
Bilir misin?
Bazen bir ülkeden değil,
Bir dilden, bir rüyadan, bir hakikatten de sürgün edilir insan.
Adı başka türlü konur,
Ama acısı hep aynıdır.
Ben yürürken sokaklar yabancı,
İnsanlar yabancı,
Sanki gökyüzü bile arkamdan konuşuyor;
“Bu, misafirliğini uzatmış bir gurbetçi” der gibi.
Oysa ben, sadece toprağına gömülmüş bir ismi arıyorum
Bir kar tanesinin bile terk etmediği
O eski evin kapısında…
Mazi orada,
Kapısı sürgülü;
Belki de artık açılmamak üzere.
Ama ben,
Ben yine de o kapıda sabahlıyorum.
Çünkü bilirim:
Her sürgün, bir gün toprağına dönen bir kuşun hikâyesidir.
Her gurbet, bir gün sahibini salan zincirdir.
Her ayrılık, kendi kendini aşındıran bir bekleyiştir.
Ve ben inanıyorum:
Bir gece,
Göç yollarının bütün soğuğu çöktüğünde omuzlarıma,
Her şeyin bitti sandığım o anda,
Bir ses duyacağım içerden:
“Gel, üşümüşsün, gir içeri.”
O ses belki senin,
Belki bir rüzgârın,
Belki de yurdun kendi kalbidir.
O gün kapı açılırsa,
İnan,
Ben sadece içeri girmem;
Bütün gurbetimi,
Bütün yaralarımı,
Bütün dil sürçmelerimi,
Bütün politik yorgunluklarımı
O eşikten içeri bırakırım.
Şimdi uzaklardayım,
Tütün kokulu gecelerin iltica ettiği bir ülkede;
Ama adın hâlâ cebimde bir ateş gibi duruyor.
Ve her adımımda,
Sürgün olduğumu değil—
Bir gün dönecek kadar direndiğimi hatırlıyorum.
Çünkü mazi, kapısı sürgülü olsa da
Benim için hâlâ bir yurttur;
Ve yurt, insana bazen dönemez olsan bile
Dönmek isteyebileceğin kadar kalbinde yer eden yerdir.
Kadir TURGUT
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.