0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
264
Okunma

Aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünürken,
Bir türkü çalar içimde:
Ne geçmiş susar ne gelecek konuşur,
Musa Eroğlu’nun sesiyle dağlar içe çekilir.
Hafif bir serinlik dokunur alnıma,
Dudaklarımda, ismini unuttuğum bir yel estiğini bilirim...
Harput’un eteğindeyim,
Gakkolar yurduna bakıyorum…
Gözüm bulutlarda değil,
Bulutların ardında kalan hüzünlerde...
Göğe dokunan taş evler,
Yalnızlığın sesi gibi yankı yapar
Bir kuş kanadında düşen özlemle
Uçurumun kıyısında yüreğimi unuturum...
Gözüm göremediği ufuklara daldığında
Düşüncelerim, zinciri çözülmüş atlar gibi
Kırılır, koşar, yaban olur durmaz akar,
Ve ben orada...
Ve sadece orada, gerçekten yaşarım...
Çünkü orada ne saat işler
Ne kelimeler sıraya girer.
Bir çobanın sessizliğinden,
Bir yaşlının dudak kıyısından
Gönlümden yıllanmış türküler geçer...
Tepeden tırnağa dağ olur içim,
Sırtımı taşlara dayar,
Göğe komşu bir dua fısıldarım:
"Ey kalbim… Susma!
Çünkü susarsan, bütün dağlar çöker."
Bir serinlik öper yanaklarımı,
Yalnızlıkla barışan kalbim
Uçurumlara nazar eden bir deli gibi
Gülümser…
Ve anlarım:
Yolun sonu görünse de
Asıl yol, gözümde tüten bu manzarada
Ve yüreğimde taşınan bu huzurdadır...
Erol Kekeç/05.08.2025/Sancaktepe/İST
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.