1
Yorum
22
Beğeni
0,0
Puan
204
Okunma

bu toprağın bereketi çatlayıp kururken
bir avuç suya hasret kaldı alnımızın teri
kadim şehirler taş taş üstüne yıkılırken
birileri hala betonlarla övünüyor
ve ben
aynı gökyüzünün altında soluk almaktan utanıyorum
aynı yıldızlara bakmaktan utanıyorum
bu toprakta onlarla yaşamaktan utanıyorum
çünkü o gözlerde ihanetin pusu var
ve ben, ay yıldızın kucağında başımı eğiyorum
ışıklarına sırtımı dönüyorum
geceyi hayallerimle örterim
suskunluğu duayla delerim
ben, bana insan olmayı öğretenleri bilirim
iyi ki tanımışım onları
yerin dibindeyken bile
umudu en yukarıya yazmayı bilenleri
toz toprak içinde
duaların göğe kanat çırptığını gördüm
bayrağa dokununca gözlerinden inci dökülenleri tanıdım
o gözlerdeki ateşi bilirim
olmayacak hayalleri değil
yakıcı gerçekleri konuşmanın vaktidir şimdi
çünkü gölgeler ne kadar uzasa da
güneşin hakkı büyüktür
ben
kuşların getirdiği selamı tanırım
bir damla suda parlayan hakikati bilirim
gücün nasıl kibre dönüştüğünü gördüm
haramın boğazdan geçerken ruhu nasıl kararttığını
yalanla süslenen her kelimenin
bir gün boğazda düğüm olacağını bilirim
acı öğretir
ve ben o acılarla büyüdüm
çok şey öğrendim
çok şeyin gerçeğini anladım
hayalleri bile sevmeyi öğrendim
açların tokum demesindeki vakarı
tokların aç gözlülüğün deki sefaleti tanıdım
tokken yiyenleri gördükçe
açlara imrendim,
açken paylaşanları gördükçe
toklar dan utandım,
kendini dev aynasında görenlerden
garibi küçümseyen gözlerden utandım
mayası bozuk sözlerden,
insan suretindeki heveslerden utandım
ama bir tek
özüme ayna tutan atalarımdan utanmadım
şimdi daha iyi anlıyorum
neden böyle dediler
"ata karın, yiğide burun gerek" diye
çünkü omuz yükle tartılır
ve insan, en çok
taşıdığıyla sınanır
Mehmet Demir
28522