2
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
286
Okunma
Deli diyorlar bana, Piruz.
İnsanlıktan uzakmışım ben.
Kimseyi sevemezmişim, ruhum hastaymış.
Etrafımdakiler, herkesten, her şeyden kaçıyorum diye:
Keçileri kaçırdı bu diyorlar...
Asla itiraz etmiyorum.
Hemencecik kabul ediyorum:
Evet, haklısınız. Ben deliyim.
Benden uzak durun! işte diyorum.
Tahammül edemiyorum kimseye.
Onlar gibi yalandan tavırlar sergileyemiyorum.
Kaybedecek bir şeyim yok ki,
niye tahammül edeyim?
Yalnızlığa böylesine âşık olamazmış,
sağlıklı, normal bir insan.
Öyle diyorlar.
Yani anlayacağın,
ben anormalmişim.
Kimse, yalnız olmadığımı bilmiyor.
Bizden arda kalan hatıralarımıza sarıldığımı görmüyorlar.
Asıl deli olan onlar;
anlık heveslerin,
günlük ilişkilerin peşinde koşup duruyorlar.
Denedim, Piruz.
Seni en derin köşeme gizleyip
birileriyle mutlu olmayı denedim.
Olmadı.
Olsun diye çok uğraştım.
En başta onlara seni anlattım.
Saklamadım hiçbir şeyi.
Ama onlar,
kendi eksikliklerini zamanla
beni seninle vurarak örtbas etmeye çalıştılar.
Bunları gördükten sonra
daha çok sarıldım yokluğuna.
Daha çok sevdim
senin her hâlini sevmeyi.
Her darbede,
senin bile haberin olmadan
dizlerine kapanıp ağladım.
Hayatımda yaşadığım acıyı, tatlıyı
hep seninle paylaştım.
Uzun uzun anlattım her şeyi.
Piruz,
senden biraz sonra o da gitti.
Sonra tepe taklak oldum.
İşimi, evimi, her şeyimi kaybettim.
Sonra sokakta kaldım.
Bu ülkeden bile
sürülürcesine kovuldum sanki.
Ve gitmekten başka
çare bulamadım.
Bir fotoğrafımız vardı hani…
İlk ve tek fotoğrafımız…
Onu bile kaybettim.
Sahip çıkamadım diye
kendime düşman kesildim.
Telefonumdaydı o fotoğraf.
Aniden satmak zorunda kaldım.
Bir kopyasını bile alamadım.
Seni anlatabileceğim kimse de yoktu.
En azından ona gönderip Sakla derdim.
O da olmadı.
Çok uzaklara gittim, Piruz.
Kimsenin beni tanımadığı,
benim de kimseyi tanımadığım
bir şehre yerleştim.
Bir iş buldum.
Sonra küçük bir daire kiraladım.
Beşinci kattaydı.
Manzarası, üç ayrı mahallenin
üç ayrı camisinin minarelerine bakıyordu.
Vakti gelince yükselen ezan sesleri,
sen karşımdaymışsın gibi,
sanki beni kucaklıyordu.
Yani tanımadığım o şehirde de
yalnız değildim.
Sen vardın, Piruz.
Orada değilim şimdilerde.
Geri döndüm, dimdik.
Boynu eğik kovulurcasına kaçtığım
ülkeye, şehre…
Senden biraz sonra giden kişi,
geri geldi.
Yeni bir işe başladım.
Bir yandan da sınavı kazandım,
okula devam ediyorum.
Çok şirin bir ev tuttum.
Kaybettiklerimi,
tek tek alıp yerine koydum.
Sattığım telefonun
en son çıkan modelini de aldım.
Ama içinde fotoğrafımız yok.
Beş para etmez bir cihaz işte.
Tüm bunları geri kazanmama rağmen
ben hâlâ sokakta kalmış gibi hissediyorum, Piruz.
Hâlâ göğsümde ani bıçaklanmalar,
kaburgalarımın birbirine geçip
kırılma hissini üzerimden atamıyorum.
Canım çok yanıyor.
Bazen, sana olan özlemimden
boğulacağımı hissedip
dispne krizlerine giriyorum.
Eczanedeki ilaçların bile
bana aldırmadığı o nefesi,
tişörtüne sinen kokunu içime çekerek alıyorum.
Yıkamadım asla onu;
sarıp sarmalayıp kokunu hapsettim.
Gittiğim her yere onu da götürdüm.
Başka bir zenginliğim yoktu;
kaybetmiştin her şeyimi zaten.
Kokun hâlâ en büyük zenginliğim.
Fazlasında gözüm yok.
Varlığının, yokluğunun
sen sağlıklı, mutlu oldukça
hiç önemi yok.
Yetinmeyi öğrendim,
çok şükür Piruz…
Çok şükür.
19/05/2025
Hamdiye Osman (Hadsiz Kalem)
5.0
100% (3)