5
Yorum
19
Beğeni
5,0
Puan
262
Okunma

Sanırım hayal içinde bir kabustu gelişin.
Üzgünüm…
Uzun boylu bir acı var içimde.
Seni görmek;
bazen boş bir manastırda yankılanan çan seslerine
kulaklarımın maruz kalması gibi.
Bir ürpertiyle içim titriyor,
irkiliyorum.
O çok sevdiğim, denizden ve maviden vazgeçtim.
Dudaklarım; kabuk attı tuz değince canım acıyor.
Lütfen öpme beni.
Orada dur!
Sanki çürük bir kalem gibiyim;
kalemtıraş işlevini görse de,
mazinin sayfalarını düzeltip karalamaya yetmiyor…
Sana açıldıkça tükenip kayboluyorum.
Bırak içimdeki harabeyi olduğu gibi kalsın deşme,
Çıkarmaya uğraşma duygularımın giysilerini,
çıplak dolaştırıp durma beni, utanıyorum.
O kadar çok utanıyorum ki;
kendi yaptığım yanlışı bir başkasına yüklemiş gibiyim sanki…
Aslında senin utanman gerektiği gibi...
Sefil olan şey, sadece gelişigüzel uzayıp birbirine karışan saçın sakalın olamazdı.
Sönük olan yalnızca suretinin ışıltısı da değil;
aşkın ışıklarını söndürdük,
sevginin nurunu kaybettik.
Sigara dumanı altında kaldı odamız; karanlık sis çöktü dört bir yanımıza görmüyor musun?
Uyan!
Böbrek sancısı değil bu, varoluş sancısı hiç değil.
Yok oluşlar şerefine; tüm kemiklerime, iliklerime kadar kırıldım,
bir daha asla kaynamayacaklar.
Kokunu alamıyorum, genzime kadar yanıyorum.
Lütfen yine ani bir sızıyla köşelerden sızıp durmaya çalışma.
Köreldi iyice azalarım…
Acıyor sancılarım...
Boylu boyunca devrildim can çekişiyorum...
Artık anla!
Anla!
Hamdiye Osman (Hadsiz Kalem)
04.03.2026
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.