1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
61
Okunma

Yine sana geldim Piruz…
Ahşap iskelesi olan bir rıhtım gibi...
Çürüyen yüreğine oyuklar açılmış,
paslanana kadar yaralarına
deniz suyunun tuzu basılmış gibi.
Dalgaların hızı değişken olmasına rağmen,
hep aynı yere çarparak erozyona uğramış,
taş bloklarında derin çatlaklar oluşmuş gibi.
Bir yandan güneşin kavurucu sıcağı, rüzgarın tozu toprağı
ve en savurgan, üşütücü yanıyla,
renklerimin hepsi solmuş bir halde
sana geldim.
Tüm umudumu
iskele ayaklarının dibine bağladım.
Hatta kimsenin geçemediği bir köşeye saklanıp öylece kaldım.
Dalgaların habire vurması yüzünden,
üzerinde yaldızlarla yazan ismimin bile silindiği,
boyası dökülmüş
ahşaptan yapılmış bir teknede seni beklerken,
hayatım akıp tükeniyor .
Biliyorum Piruz...
Sen gelmezsen eğer,
hiç kimseler gelmeyecek buralara,
o azgın dalgalar beni yutacak.
Bu rıhtımın yolları onlara pek sapa…
İnan ki korkup giremezler bu yola.
Hem onların hayalleri bambaşka,
yetinemezler böyle kuru bir sevdayla.
Piruz...
Buralar çok karanlık,
evimin ışıklarını taşladılar senden sonra,
yokluğunda korkuyorum bu dört yanı açık zindanda...
Senden başka sığınıp saklanacak hiç kimsem yok Piruz…
Pardon "yokluğundan başka kimsem yok" demeliydim…
Hiç kimse sığdıramıyor beni hayatının bir yanına.
Yokluğun bana öyle bir varlık ki Piruz,
her şeyden, herkesten kat kat fazla.
Bu defa fırtına çok şiddetli,
canım alaboraya ha geldi, ha gelecek
Piruz...
Canımı kıyıya çıkar,
haydi öyle durma.
Hamdiye Osman (Hadsiz kalem)
5.0
100% (1)