0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
486
Okunma
PEK GARİP KALDI
Afgan dağlarında kan, kusmuk kusmuk;
Kol bacak yok olmuş, yüzler buruşuk.
Anneler, bebekler çekiyor bunca zilleti,
Göremiyor masum baba, yeni doğan Ahmed’i.
Öyle bir haldeler ki, perişan mı perişan;
Onları teselli eden, kalplerindeki iman.
Minnacık yavrular şefkat nedir tatmadan,
Vahşetle tanışıyorlar, doğar doğmaz anadan.
Ana babaları da can telaşında,
Duramıyor zavallı, çocuğunun başında.
Her dakika bombalar beyinlerde patlıyor,
Genç ihtiyar demeden, cayır cayır yakıyor
.
Cehennem sergileniyor masumların dağında,
Bülbüller ötmüyor artık, figan eder bağında.
Afgan dağlarında gördüklerimin,
Anlatıyorum size, ancak binde birini.
Özellikle anlatmalıyım gördüğüm şu olayı,
Küçüklerden bir manzara; iyi dinle, al payı:
Afgan’da karşıladı beni bir mücahit kümesi,
Küçüklüğümü hatırlattı ağızlarındaki nefesi.
Çok küçüktü yavrucaklar, on-on iki yaşında,
Tüfekle yürürlerken namlu sürükleniyordu peşinde.
Ama öyle ihtişamlı duruyorlardı ki!
Gözlerinden şimşekler çakıyor sanki.
"Ey mücahitler! İsteğiniz nedir?" dediğimde:
"Kâfirleri kovacağız, toplanıp var gücümüzle!
Fıtrat-ı İslam doğduk, kimse döndüremez bizi;
İsterse şaha kalksın bize karşı yeryüzü!"
Kâfirlerin var ise topu, tüfeği, füzesi;
Bizim imanımızdır onların korkulu sesi.
Bu ifadeler dudaklarından dökülüyorken,
Gülpembe yüzleri sarardı birden.
Küçükleri bu şuurda, ya büyükleri nasıl?
Anlatayım onlardan da, dinle şimdi bir fasıl:
Hepsi de dinamik, hepsi de çok cesur;
"Ölüm pahasına da olsa Hak!" diyordu ya Mansur...
Onlar da öyle; "Ölmek var, dönmek yok!" diyorlar,
Ekmek bulamazlarsa başka şeyler yiyorlar.
Hem nereden bulsunlar ekmeği, sıcak aşı?
Sığınacak evleri yok, mesken tutmuşlar dağ taşı.
Na-müsait şartlarda dahi onlar farzı ifa ederken,
Koskoca İslam dünyası neden kayıtsız kalıyor bilmem.
"Birbirine kenetlenmiş uzuvlarsınız" der Emin;
Ta uzaklarda ayağına diken batsa birinin,
O acıyı yüreğinde hissetmeli her biri,
Tedavi etmesi gerekir acı veren o yeri.
Hayır hayır, sancısı duyulmuyor acının;
Sızlamıyor yüreği ne kardeşimin ne bacımın.
Revaçtadır bugün yine Uzza, Lat ve Menat;
Pek garip kaldı davayı mukaddesat!
Bu şiiri neden yazdım
Bugün huzurunuzda bir şairden ziyade, yüreğimde acısını hissettiğim
hakikatin yükü altında ezilen bir şahit olarak duruyorum. Bu mısraları kaleme alırken mürekkebime Afganistan’ın tozunu, barut kokusunu ve o küçücük çocukların devleşen iradesini kattım.
Neden mi yazdım?
Çünkü ben o dağlarda, henüz on-on iki yaşındaki yavruların, boylarından büyük tüfeklerin namlularını tozun içinde sürükleyerek yürüdüğünü hissiyat olarak gördüm. O çocukların gözlerindeki şimşekleri hissettiğim de asıl esaretin bizlerin konforlu hayatlarında olduğunu anladım. Onlar ’ölmek var dönmek yok’ derken, bizlerin ’nasıl daha rahat yaşarız’ derdine düşüşümüz kalbimi sızlattı.
Şiirimde bahsettiğim o küçük mücahitler, bana Peygamber Efendimizin ’Bir vücudun azaları gibisiniz’ hadisini yeniden hatırlattı. Ancak ne yazık ki, bugün bu vücudun bir parçası olan Afganistan kan ağlarken, diğer parçaların derin bir uykuda olduğunu gördüm.
Bu şiir; sığınacak evi olmayan, dağı taşı mesken tutan ama imanından zerre taviz vermeyenlerin destanıdır. Aynı zamanda modern dünyanın sahte putlarına, yani Lat’a, Uzza’ya, Menat’a dalarak mukaddes davasını garip bırakanlara bir sitemdir.
Benim dilimden dökülen bu feryat, bir gün o dağlardaki çocukların gülpembe yüzlerinin yeniden gülmesi ve İslam dünyasının bu asil acıyı yüreğinde hissetmesi umuduyla yazılmıştır.
Vakit ayırıp bu dertli seslenişe kulak verdiğiniz için teşekkür ederim."
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.