13
Yorum
42
Beğeni
4,8
Puan
1756
Okunma

Yürek suçsuz, vicdan rahat ise
her sokağın sonu umut doludur~
Bu kentin sokakları hüzünlü,
Caddeleri geniş ve uzun.
Civarda Gesi Bağları var, üzümlü.
Bir de…
Çocukları var bu kentin.
Yaz kış erimeyen, Erciyes’in başı gibi
Gözlerinde donmuş karlar.
Soğuk bakışları yürekleri dağlar.
Buğulu güneşi görseler erir, akar belki gözyaşları.
Sırtlarında yumru gibi durur nefesleri,
Doğarken boğazlarında kalmıştır hevesleri…
Çocukları var bu kentin.
Uyku yerine her gece
Umut penceresinden gökyüzüne bakıp ayın doğuşunu beklerler.
Ayın şavkı bazı geceler denk gelir camlarına, yahut da gelmez.
Yaşları genel olarak dört ile on dört arası.
Bazısı anne babalı,
Bazısı hem yetim hem öksüz.
Giyimleri sade ve süssüz.
Bir bakarsın dudak büzmüş,
Bir bakarsın göz süzmüş,
Bir bakarsın bilinmez kimler üzmüş.
Çocukları var bu kentin.
Hepsinin saçları aynı uzunlukta,
Bazısı erkek, bazısı kız.
Bakınca anlamazsın hangisi erkek, hangisi kız.
Erkeği de masum, kızı da masum,
Eli değmesin namussuzun.
Bu çocuklara kıyanların
Ömrü darağacında kurusun.
Bu çocuklar tüm ulusun;
Eli değen it gibi ulusun!
Çocukları var bu kentin.
Okul yolunda başları ve bakışları önde.
Yürürken yüzlerinin resmi yerde, gözleri daima gölgelerini izler.
Ah biçare yavrum, acısını içinde gizler.
Okul yolu denilen cadde çetin!
Yol üstünde, sol tarafta koca bir bina.
Binanın girişinde bir mahkûmun gözyaşları.
Çocuklar karşı karşıya gelir her gün
Bunun gibi onlarca mahkûmla…
Köşe başında mavi renkli kocaman bir tabela.
Tabelada yazar: “Vicdan Sokağı!”
Sokağın sağında kolluk kuvvetleri,
Solunda sulh ceza mahkemesi.
Sonunda ise ufka açılan garip, ince bir yol.
Yolun sonunda yetimhane denilen yuva.
Çocukların arkasında kalır bir mahkûmun bakışları.
Aklında muammalı bir soru,
Soru içinde sessiz bir çığlık,
Çığlığı yırtan bir kimsesizlik…
“Benim kızım da büyüdü mü?”
Düşündükçe içinden çıkmaz telaşı.
Kararır bakışları, ıssız bir acı yürür gözlerinden yüreğine.
Koşup gitmek ister çocukların arkasından ama
Azat eylemez kaderi.
Keder dolu göğsüne sığmaz olur nefesi.
Kelepçeli elleriyle silerken gözyaşını
Fayda etmez ne güneş ne de bir ateş.
Ruhunun koyu karanlığında üşür…
Çocukları var bu kentin.
Karşı karşıyadır okulun ön kapısı ile
Karşı binanın suçlu giriş kapısı.
Arka çıkışı ise kolluk kuvvetleri.
Kaderleri gibi araya sıkıştırılmış bir okul.
Okulun penceresi bakıyor “Vicdan Sokağı”na.
Küçüklükten eziliyor yürekleri,
Ne yapsalar kabul olmuyor dilekleri.
Acıyla bakıyorlar mahkûmun binaya girişine,
Başı önde davaya gidişine.
Birisi diyor: “Büyüyünce avukat olacağım.”
Diğeri diyor: “Hâkim olacağım,
Mahkûmun ellerini çözüp düştüğü zindandan kurtarıp
Azat edeceğim.
Özgürlüğe kanat çırpan bir kuş misali
Uçup konsun yuvasına,
Kavuşsun sevdiklerine.
Hem mahkûm hem masumsa,
Belki de bu mahkûm benim babamsa…”
Kime sorsalar sorulmaz,
Sonu hayır da olsa
Masum adam damda yatmaz,
Hayra yorulmaz…
Mahkûmun yaşı elli–elli beş arası.
Duruşundan belli, boynu bükük ağır yarası.
Cebinde yok bir dal sigara parası.
Şu an düşündüğü tek şey
Tanımadığı evladı ve davası…
Çocukları var bu kentin.
Kimisi mahkûm, kimisi mevta çocuğu.
Yetimhanenin kimliksiz çocukları…
Burunlarından gelir yedikçe yemekleri.
Her gece ayın doğuşunu beklerler.
Her ay doğduğunda “anne, baba” diye
Dua edip Rab’lerinden medet isterler.
Gözleri gündüz bir mahkûma takılır,
Gece olunca boş çerçeveli bir duvara…
Hey yavrum hey!
Doğmadan yetimdin, sesini Hakk’a kim duyura…
Sorsan denilmez,
Derine inilmez.
Mahkûmun suçu bilinmez;
Ya kaderdir ya keder.
Kessen ipini kim ne der…
Payımıza düşen, kimsenin bilmediği
Cevapsız bir bilmece…
"Zil çaldı, çocuklar ders saati.
Bakışlarınızı kapatın Vicdan Sokağı’na,
Sarılın umutlarınıza.
Kim bilir, belki bir gün
Aydınlığa çıkar yolunuz…
Umut ile…"
Hüzünlükent Narin
5.0
95% (21)
1.0
5% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.