1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
1080
Okunma

Sustu gönül fermanım!
Ahlar yükselirken ruhumun
aynasından,
Artık ağıtlarım duyulmaz
oldu sağırsızlaşan kulaklarında,
Boğazıma düğümlenirken
sevda hıçkırıkların,
Sol yanımda dizginleşen kırıntılarıma
acılarını bahşediyordun nefret
meyilli bakışlarınla,
Düşler sokağında ararken huzuru
andıran Ela gözlerini,
Yüreğimin boşluğundan ömrümün
ıssız toprağına ayaklarıma dolanan
gururunu ekiyordun yitip giden
kirlenen duygularda,
Hadi,şimdi as beni karanlıklarına!
Satırlar ölüm kokarken
ayrılığın girdabında,
Solmaya mahkum umut
parçacıklarımı topluyordum aşkımızın
temsili çınar ağacının toprağında,
Ve sessizliğin rıhtımında yaslarken
elem dolu sırtımı hüzünbaz sözlerini,
Kirpiklerinden dökülen aşk (sevda)
yaşları kırılgan kalemime
intihar süslü mısralar nakşediyordu..
Ama ne çare Dilba Hanım!
Gidişin mazime leke sürmüş
kelebeğin rüyasını anımsatırken,
Behçet Necatigil misali şiir uğruna
Şair hecelerimi ölümün soğuk
yüzüne gömmüyordum....
(Değerli Üstadım Yılmaz Erdoğan ’a ithafen)
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.