2
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
903
Okunma
ışıklı penceremiz vardı
ay cama vururdu üş beş
nedense sen daha derin kayıp olurdun
gözlerim çakmak çakmak
taşlarım üç beş
yıldızlarla aramdaki o uzun mesafeye
eskiden kalma alışkanlığımın derin konuşmalarını iliştirdim
hatırladığım kadar büyük dilekler değildi sanırım
hep öyle söylerdim
eğer ben ışığını görebiliyorsam
ki ışık sensin
neden karşına alıp bana şiirler okumuyorsun
ceplerimde sakladığım dere taşları konuşuyor
ırmağın kıyısına konmuş kuşun rüzgarı
gölgesi üstümden geçerken sevinmişim
bakışırken gökyüzüyle
masmavi oluvermişim
yatağın kıyısına oturup sırasına geçti mavimsi
suyun içinde kırmızı parlak
nefesim kesildi sudan koparak
beni geri götür
geri götür beni
yalnızlığım solmasın bak
üstüne çöreklenmiş bir kayanın altında buldum onu
salya sümük bir çocuk gibi ağlıyordu
soydum yosunlarını sırtından
sarıl sarı sarıl sarı çekildi suratından
beyaz demeyi o gün öğrendim
bembeyaz düşler geçti
bembeyaz çocukluk atlasımdan
heyecanımı titreten üç beş
göz yaşlarıma sarılan sihir
savururken aya doğru renklerimi
bilemedim bir daha geri gelmeyeceklerini
ışıklı penceremiz vardı
ay cama vururdu üç beş
nedense sen daha derin kayıp olurdun
gözlerim çakmak çakmak
taşlarım üç beş.