2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
1040
Okunma
ne kaba insanlar dedi
bırakıp çıktı el çantasını
köy kent uzantısında daralan dünyalardı
tuvalime hüseyni makamında şarkılarla menekşeler çizmiştim
anlatmıştım umarsızlar yokuşuna evde kalmış kasabalı kızların hikayesini
loş dükkanlar önünde neon ışıklı caddelerden geçmiştim
oysa alacalı yollara türkmen gelinin kilim sevdasına çıkıyordu nereye gitsek yolumuz
koşmam gereken hayatlar var dedi
bırakıp çıktı alışkanlıklarına tutsak olanları
yalancı baharların mart menekşelerinin kokularını
kendine yabancılaşanları
yaşam fısıltılı çığlıklarda bir delinin ağzında sonsuz bir tutku
kümesin ötesini görebiliyor musun
yağmurlar sonrası gökyüzünün kuşandığı gök duvağını
duyabiliyor musun seher kuşlarının gül kokulu çığlıklarını
demir zincirlerin ötesini görebiliyor musun
oysa ben kocaman geniş avluları severim
ulu ağaçların gövdesinde bıraktığım çığ sesimi
her insan evdeki öyküsünü bırakıp gider komodine
sırtındaki ağır duvarı indirir kuşluk vakti
ey gönlüm varoluş kaygısını hangi çilingire bıraktın
dönmüyor anahtarlar nakışsızkapılarda
eski gömleğiyle kuyuya inen yusuf görür mü ay ışığını
bu ten kapadı gözlerini menekşeli bir bilince
o bungun umutsuz umarsız çöllerin susuzluğunu dindiremedi
bir yeğinliği olmalı insanın
derinliği
ya ay ışığında olmalı ya da kuyularda
vazgeçilmez bir öyküsü olmalı insanın
sezgileri hayalleri sıcak bir ekmeği
kuşlu bir ağacı olmalı insanın
dilinde çiçekleri dirilten bir duası
ah lumpen burjuvalar
sizi ben insanlığın cevherinin parıldadığı anlarda görmedim hiç
aykırı dallarda vurulan kuşların avcısıydınız
savaş çığırtkanlığı içinde bohem marşlardınız
çemberler daralınca çıkardınız geniş avulalara
gökte gelin duvağı gibi beyaz çiçekler
papatyalar ah bozkır papatyaları
bu sabah güneşi uyandırıyorsunuz
karınca kararınca bir erdem olsun yaşama uğraşısı
ne kaba insanlar dedi
bırakıp çıktı yusufun kuyularda yıkadığı gövdesini
Ömriye KARATAŞ
17.10.2017
5.0
100% (3)