14
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
1590
Okunma


eriyorum
acıya dayayıp alnımı
gecenin kadehinde kızıl bir şerbete dönüşüyorum
yudum yudum içiriyorum ruhumu serçelere
dudaklarımdaki buğuda süzülen yorgun kuğuya dokunuyorum
çünkü sırt üstü serilip yok olmaktı geride kalan
çünkü vicdânın kulaklarını kesenlerin dünyasında
bir anne yakarışıydı, şeytanı bile secde ettiren
âh! ne güzel eriyorum,
insanlıktan çıkıp ne güzel yok oluyorum!
yükseklerden dökülüyor dimağımdaki kılıç sesleri
savaşamıyor benimle artık en aşağılık gölgeler
ne zaman seslense bir çocuğun suskunluğu
taşlaşıp düşüyor bulutlar üstüme
güneş kalıyor göğün kursağında
hiç gelmezdi aklıma
bu kadar yutulacağım karanlığa
ve bir elma ağacını kıskanacağım
bir yaz günün ortasında ağlaya ağlaya...
oysa burjuva düşlerine geçit yoktu
çocukluğumu sakladığım o cumbalı evde
duvarlardan tavanlara örülen uçurtmalarım vardı
kitaplardan uçuşuyordu yarınlarımı boyayan kahramanlar
ne ara beton tuğlalara dönüşüp gömüldük şehir kaldırımlarına,
ne ara mahkum olduk boşluğun kahpe grisine?
âh! ne güzel eriyorum,
insanlıktan çıkıp ne güzel yok oluyorum!
kalbimin sokaklarında nefes nefese koşup
mantığımın etekleri arkasına saklandım çoğu kez
anlamsız bir gözyaşının içinde çelişkiyi doyurdum
kendimi göğe zincirleyerek özgürlükten bahsettim
nergislenmedi sesim gülümseyen kadın gibi
yalnızlığın büyüttüğü kelebek tokalı bir çocuk olarak kaldım
onyedi yaşımda donup kaldı bir yarım
bir yarım ezelden sonsuzluğa kadar yaşlı...
yine de benim o kadın
camdan kadın
ateşten kadın
sudan kadın
buharlaşıp buharlaşıp
varlığın adına hiçliği
hiçliğin alnına varlığı kazıyan kadın...
✒ T.Y.
*Şiiri güne iliştiren değerli kurula teşekkür ve sevgilerimle...
5.0
97% (32)
4.0
3% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.