0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
994
Okunma
Yağmur gidişini süslüyor Ankara soğuğunda
Annem diyorum,
çünkü bir annem kaldı senden bana,
annem kan çanağı gözlerini
hasretime lâl yaparak
nefesini sürüyor bileklerime
artık ölümsüzüm
sus ve kal yaşamın en karanlik alın yazısında!
Kırmızı neşterler topluyoruz
Umutlarimizda kederlerimiz
Kahverengi gözlerden çıkan acimalar
ve annen utanmasin sakin aşkına
Annen gözlerine seni çizdiğimiz kadın
annemi hatırlatıyor bana
Aglamalarin sıcağında
Sogugu gökyüzüme küstürüyorsun
Hanı olmezdik papatya?
Kir çiçeklerinden geçen ayaciklarin
basmadan ahuzarimin kuytu tarafına
bir çığlık ve bir bilinçli ağlama
duruyor işte dön ve bak kalbin avuclarimda
Nereye gidiyorsun
öpülesi kurtuluşlardan
sevgi ve nasihatler dudaklarından dökülüyor
susuyorum sususlarimi öpme anne
saçları rüzgara en yakın bir mazi
avucumun en keskin tarafından öldü.
Git şimdi evet git
gidişinden sonra bir şehir mi kalır sanıyorsun
yikarak bir şehrin gün doğumunu
suretimi kan avlularında gezdiriyorsun,
Dur dokunma!
Dokunmalar bile acıyor.
Dur dokunma annem korkuyor
aşkın daha çok derin
bütün derinliklerden
en deruni bir izdirabin zihrini
zaruri matemden almiscasina derin
yıpranan agustoslarin
bizi ayıran bir hazirandan çıkıp
ekim sadeliginde susturan bir kahira bırakana kadar ki
o uzun ve meşakkatli yol gibi derin...
’’Eski bir masaldan kurtarılmış iki yabanciyiz simdi
Annelerimizin dört nala bizi bıraktığı
Birinin akraba yakınlığı
Diğerinin gurbet seferberliği olan
Biri birine uyakli kocaman bir merhaba uzaklığı
Diğeri hoscakallarda sadelesmis bir yalnızlık ahuzari olan
Tek kurtuluşu ölmekle sonuçlanacak bir aşk hatırasıni
En derin sususlarda alevlendirip
Bir karşılaşma karanlığında derinlestirecek kadar cesaretli olan
İki farklı gökyüzüydük aynı bedende olan
Ama yoktuk işte birbirimizde hiç yoktuk
bizim sorunumuz birbirimize olan dilsizligimizdi belkide ’’
5.0
100% (4)