1
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
1897
Okunma

Derme çatma dünyalara kapalı
Taş kesilmiş pervazlardan
Usulca süzülüyor içeriye rüzgar
Mazinin tadıyla öpüyor alnımı
On sekiz yaşımdan gün alıyorum
Zaman kum olup dökülüyor çöle
Billur bir güneş doğuyor üzerime
Sırtıma giydiğim ilk ateşten libas
Her gül Leyla
Her gün aşka kesilmiş mavi atlas
Güz çekilmişti üzerimden
Mevsim bahardı
Ruhuma işlemişti eşsiz şulesi
Geliyordu alemler ardından o latif sesi
Daldıkça o bal süzülen köpüklü gözlere
Boğazıma düğümleniyordu atalarımın
Aşkla işledikleri sırlı lügati
Halihazırda sevdana vurulmuş
Öksüz kalmış bir beldeyim
Kapılmışım girdabına
Fatih’in muzaffer ordusunda talimli
Aşkın başkentine seyrüseferdeyim
İçimi erittikçe hasretin
Yokluğun büyüdükçe kısraklar gibi
Yüreğini kor edecek
Dilimi törpüleyen ağır cümlelere gebeyim
Ki sözler bana Nefi’den kalan yegane servetim
Mazinin çadırına mihmanım yine
Yine on sekiz yaşımın hülya tepelerindeyim
Günü er biten gecesi hiç bitmeyen
O eşsiz saatlerdeyim
Çingene sobasının narına eş yüreğimle
Nice avcı kuşların yuvalandığı sırma saçlarının
Şehla bakışlarının esiriyim
Her anına şehadet etmek için
Kapısında geda eşiğinde askerim
Yaşadığım o gül mevsimi
Zihnimin kıyısına vurdukça
Damarlarımda koyu kıvamlı yeşil bir hüzün dolaşır
Yorgun kalbimin aynasına düştükçe yüzün
Belirir gözlerimde
Kurşun gibi ağır kederin
Git sevgili
Ve sön fikrimdeki mazinin tozlu güneşi
Hangi tahta kurulursan kurul
Hangi gökyüzüne doğacaksan doğ
Aklım başıma geldiğinde
Utanmam, hıçkıra hıçkıra ağlarım…
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.